“North Country Dreamland”

Kuzeyin yeşil ışıkları dansediyor,rüya misali.

North Country Dreamland from LakeSuperiorPhoto on Vimeo.

A northern Michigan celestial dark sky exposition
Smithsonian In Motion Video Contest Viewer’s Choice award winner 2013

Reklamlar

Mateorlar Rusya üzerinde patladı(Meteor Explodes Over Russia! )

Meteor Explodes Over Russia!Bir meteor gökyüzünde çizgili ve bir atom bombasının gücü ile Rusya’nın Ural Dağları üzerine Cuma patladı. 9 ton civarında olduğu tahmin meteor, en az 54,000 km / saat ‘lik bir hipersonik hızda Dünya’nın atmosferine girdi ve yerden 30 ila 50 kilometre paramparça, Rusya Bilimler Akademisi yaptığı açıklamada. ((((A meteor streaked through the sky and exploded Friday over Russia’s Ural Mountains with the power of an atomic bomb. The meteor, estimated to be about 9 tons, entered the Earth’s atmosphere at a hypersonic speed of at least 54,000 km/h and shattered about 30 to 50 kilometers above the ground, the Russian Academy of Sciences said in a statement.))))

Rusya’da uzaylı bulundu

 

Probably we are not the first to show you this shocking video and photos. This corpse was found in Buryatia and soon became a real sensation worldwide!

The weird creature 85-110 cm tall, without a right leg and supposedly female…

Just watch the video inside, it’s really shocking!

However you also know that Russia is a place where people like fun and shocking jokes.

This crippled alien corpse was made by two teenagers aged 18 and 19, as it was revealed by the local police, who had to check what really happened and who came to our planet and why. They made an examination of the corpse to find out that it was made of crumb and covered with chicken skin …

Sibirya’da çekilen görüntülerin bir uzaylı cesedine ait olduğu iddia edildi.

Amatör video kayıtlarında Rusya’da Sibirya coğrafyasında yer alan Irkutsk bölgesinde bir uzaylı cesedi görünüyor.

Klasik uzaylı tanımına uyan 35 santim boylarındaki yarı çürümüş cesedin görüntüleri internet paylaşım sitelerinde milyonlarca insan tarafından izlendi.

Ortaya çıkan görüntülerden sonra uzmanlardan bir açıklama gelmemesi ise kamuoyunun kafasında soru işaretlerine neden oldu. Youtube’a verilen kaydın gerçek olup olmadığı henüz tespit edilmese bile görenleri şoke ediyor.

EVRENİN YARADILIŞI

 Evreni yoktan kim var etti?.. “O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır…” (Şura Suresi, 11)
 

Big Bang’in bu zaferi ile birlikte, materyalist dogmanın temeli olan “sonsuz evren” kavramı da tarihe karışmış oluyordu. Peki o zaman Big Bang’den önce ne vardı ve “yok” olan evreni büyük bir  patlama ile “var” hale getiren güç neydi?

Elbette ki bu soru, Arthur Eddington gibi diğer materyalistlerin de hoşuna gitmeyen gerçeği, yani Yaratıcı’nın varlığını göstermektedir. Ünlü ateist felsefeci Anthony Flew, bu konuda şunları söyler:

İtiraflarda bulunmanın insan ruhuna iyi geldiğini söylerler. Ben de bir itirafta bulunacağım: Big Bang modeli, bir ateist açısından oldukça sıkıntı vericidir. Çünkü bilim, dini kaynaklar tarafından savunulan bir iddiayı ispat etmiştir: Evrenin bir başlangıcı olduğu iddiasını. Ben hala ateizme inanıyorum, ama bunu Big Bang karşısında savunmanın pek kolay ve rahat bir durum olmadığını itiraf etmeliyim.(1)

Kendisini ateist olmak için körü körüne şartlandırmayan pek çok bilimadamı ise, bugün evrenin yaratılışında sonsuz güç sahibi bir Yaratıcı’nın, yani   Allah’ın varlığını kabul etmiş durumdadır. Örneğin ünlü Amerikalı astrofizikçi Hugh Ross evrenin Yaratıcı’sının tüm boyutların üzerinde olduğunu şöyle açıklar:

Zaman, olayların meydana geldiği boyuttur. Eğer madde, patlamayla birlikte ortaya çıkmışsa, o zaman evreni meydana getiren nedenin evrendeki zaman ve mekandan tamamen bağımsız olması gerekir. Bu bize Yaratıcı’nın evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu gösterir. Aynı zamanda Yaratıcı’nın bazılarının savunduğu gibi evrenin kendisi olmadığını ve evreni kapladığını, sadece evrenin içindeki bir güç olmadığını kanıtlar. (2)

Bu noktaya kadar incelediğimiz gibi, Big Bang’in evrenin yoktan var edilişi anlamına geldiği, yani yaratılışı ispatladığı açıktır. Bu nedenle de materyalist felsefeyi benimsemiş olan astronom ve fizikçiler, bu gerçeğe karşı koyabilmek için bazı alternatif açıklamalar getirmeye çalışmışlardır. Bunlardan biri olan “sabit durum” teorisine önceki sayfalarda değinmiş ve bu teorinin aslında “evrenin yaratılması fikrinden felsefi olarak rahatsızlık duyan” birtakım bilim adamlarının umutsuz bir çabası olduğunu belirtmiştik.

Materyalistlerin getirmeye çalıştıkları diğer iki alternatif ise, Big Bang’i kabul eden, ama Big Bang’i yaratılış dışında yorumlamaya çalışan modellerdir. Bunların birincisi “açılır-kapanır evren modeli”, ikincisi ise “kuantum evren modeli”dir. Şimdi sırasıyla bu teorileri ve neden geçersiz olduklarını inceleyelim.

Açılır-kapanır evren modeli, Big Bang’i evrenin başlangıcı olarak kabul etmeyi bir türlü hazmedemeyen astronomlar tarafından ortaya atılmıştır. Bu modelde, evrenin Big Bang’den sonra tekrar kendi içine çökerek tek bir noktaya toplanacağı, sonra yeniden patlayıp açılacağı, tekrar kapanacağı ve bu döngünün sonsuza kadar devam edeceği öne sürülür. Yine bu modele göre Big Bang’den önce de sonsuz kez evren patlayıp büzülmüştür. Yani iddiaya göre evren ve madde sonsuzdan beri vardır, ama belirli zaman aralıklarında patlamalar ve sonra içine çökmeler yaşanmaktadır. Şu an içinde yaşadığımız evren ise bu kısır döngünün içinde yer alan sonsuz sayıdaki evrenden bir tanesidir.

Bu modeli ortaya atanların yaptıkları şey, sadece oturup “Big Bang’i nasıl sonsuz evren fikrine uyarlayabiliriz” şeklinde düşünmek ve bir senaryo yazmaktan başka bir şey değildir. Ama bu bilim dışı bir senaryodur, çünkü son 15-20 yılın araştırmaları, açılır-kapanır bir evren modelinin mümkün olmadığını ortaya koymuştur. Çünkü, evren kendi içine çökecek olsa bile, bilinen hiçbir fizik kanununun böyle bir Büyük Çökme’yi geri çevirmesi ve evreni yeni bir Büyük Patlama ile yeniden oluşturması mümkün değildir. (3)

Bu modeli geçersizliğe uğratan en önemli faktör ise, eğer gerçekten evren sürekli kapanıp-açılıyor olsa bile, bu çevrimin sonsuza kadar süremeyecek oluşudur. Çünkü hesaplamalar, çevrimsel evrenlerin birbirlerine entropi aktaracaklarını göstermektedir. Yani enerji her evrende biraz daha yararsız hale gelecek ve her yeni “açılan” evren biraz daha yavaş açılıp biraz daha geniş bir çapa sahip olacaktır. Bu ise zamanda geri gidildiğinde giderek daha küçük evrenler olmasını gerektirecek ve yine bir “ilk evren”de kilitlenecektir. Yani eğer sürekli kapanıp-açılan evrenler olsa bile, bunların ilk başta yine yokluktan var olmaları gerekecektir.

Kısacası “açılır-kapanır” sonsuz evren modeli, gerçekleşmesi fiziksel olarak imkansız bir fanteziden başka bir şey değildir.

Big Bang’i yaratılış dışında açıklayabilmek için öne sürülmüş olan ikinci model ise, başta belirttiğimiz gibi “kuantum evren modeli”dir. Bu teoriyi savunanlar, kuantum (atom altı) fiziğinde yapılan bir gözleme dayanarak bir senaryo üretmişlerdir. Kuantum fiziğinde, atom altı parçacıkların, boşluk (vakum) içinde aniden oluştukları ve yok oldukları gözlemlenmektedir. Bu gözlemi, “madde kuantum düzeyinde yoktan var olabilmektedir, bu maddenin kendine ait bir özelliktir” diye yorumlayan bazı fizikçiler, evrenin yaratılışı sırasında maddenin yoktan var olmasını da “maddenin kendine ait bir özellik” olarak tanımlamaya ve doğa kanunlarının bir parçası gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Bu kuantum modeli içinde, bizim yaşadığımız evren, çok daha dev bir evrenin bir atom altı parçacığı gibi yorumlanmaktadır.

Oysa kuantum fiziğine yapılan benzetme, kesinlikle ilgisizdir ve evrenin yaratılışını açıklamaktan uzaktır. Big Bang, Theism and Atheism (Büyük Patlama,  Tektanrıcılık ve Ateizm)  kitabının yazarı olan William Lane Craig, bu konuyu şöyle açıklar:

İçinde parçacıkların dalgalandığı (bir belirip bir yok olduğu) mekanik kuantum vakumu, aslında gerçek bir “vakum”, yani “yokluk” kavramından çok uzaktır. Bir kuantum modelinde sürekli olarak oluşup yok olan parçacıklar, var oldukları kısa süre için etraflarında bulunan enerjiden çalarlar. Bu “yokluk” değildir ve dolayısıyla madde parçacıkları da yoktan var hale gelmemektedirler.(4)

Yani kuantum fiziğinde de aslında madde “yoktan var” hale gelmemektedir. Sadece ortamda var olan enerji, ani bir biçimde maddeye dönüşmekte, sonra bu madde dağılarak tekrar enerji şeklini almaktadır. Kısaca, “kendiliğinden yoktan var olma” gibi bir durum söz konusu değildir.

Ancak, bütün bilim dallarında olduğu gibi fizik alanında da, ateist bilim adamları çeşitli kritik noktaları ve detayları gözardı ederek, gerçekleri materyalist bakış açısına göre saptırmaktan çekinmemektedirler. Çünkü onlar için materyalizmin, dolayısıyla ateizmin ayakta tutulması bilimsel gerçeklerin ortaya çıkartılmasından ve açıklanmasından çok daha hayati bir önem taşır.

Üstte anlattığımız gerçeğin anlaşılması, kuantum evren modelinin çoğu bilimadamı tarafından reddedilmesine yol açmıştır; ünlü fizikçi C. J. Isham’ın ifadesiyle “teorinin önüne çıkan ölümcül zorluklar nedeniyle, kuantum evren modeli yaygın kabul görmemiştir”. (5)

Öyle ki bu model, bugün onu ilk kez ortaya atan R. Brout ve Ph. Spindel gibi fizikçiler tarafından bile terk edilmiş durumdadır.

Stephen Hawking de, Big Bang’e yaratılış dışında bir açıklama getirmeye çabalayan diğer materyalist bilim adamları gibi, hayali birtakım kavramlara dayanmakta ve çelişkiler sergilemektedir.Big Bang öncesinde zaman olmadığı gerçeği karşısında ise, “hayali zaman” gibi birtakım kavramlar türetmiştir. Hawking’e göre Big Bang’in 10-43 saniyesine kadar sadece “hayali zaman” vardır ve gerçek zaman bu andan sonra ortaya çıkmıştır. Hawking’in umudu, bu “hayali zaman” kavramı ile Big Bang’den önce sadece “zamansızlık” olduğu gerçeğini reddedebilmektir. Kuantum modelinin son yıllarda ün kazanmış bir versiyonu ise, dünyaca ünlü fizikçi Stephen Hawking’den gelmektedir. Hawking, Zamanın Kısa Tarihi  adlı kitabıyla ilgi toplayan modelinde, Big Bang’in “yokluktan var olma” anlamına gelmediğini iddia etmektedir.
Oysa “hayali zaman”, “bir odadaki hayali insanların sayısı” ya da “bir yoldaki hayali arabaların toplamı” gibi gerçekte sıfıra, yokluğa karşılık gelen bir kavramdır. Hawking bununla sadece bir kelime oyunu yapmaktadır. Hayali zamanla kurduğu matematiksel denklemlerin doğru olduğunu öne sürmektedir, ama bunun hiçbir manası yoktur. Gerçekte var olmayan şeylerin matematikte doğru gibi gösterilebilmesinin mümkün olduğunu, ünlü matematikçi Sir Herbet Dingle şöyle açıklar:

Matematiğin lisanı içinde, biz doğrular kadar yalanlar da söyleyebiliriz. Ve matematiğin sınırları içinde, bunların birini diğerinden ayırma şansı yoktur. Bu ayrımı ancak deneyle ya da matematik dışında kalan bir akıl yürütme ile yapabiliriz; matematiksel çözüm ile onun fiziksel karşılığı arasındaki muhtemel ilişkiyi inceleyerek (6)Kısaca, matematikte soyut, teorik olarak varılan bir sonuç, bunun gerçek bir karşılığının olmasını gerektirmez. İşte Hawking matematiğin bu soyut özelliğini kullanmakta ve hiçbir gerçekliğe karşılık gelmeyen varsayımlar üretmektedir. Peki acaba bu çabasının nedeni ne olabilir? Cevabı kendi sözlerinde bulmak mümkündür. Hawking, Big Bang’e alternatif olarak öne sürülen evren modellerinin çoğunlukla Big Bang’in “İlahi yaratılışı çağrıştırması nedeniyle” ortaya atıldığını kabul etmektedir.(7)

Tüm bunlar göstermektedir ki, Big Bang’e alternatif olarak öne sürülen; sabit durum teorisi, açılır-kapanır evren modeli, kuantum evren modelleri ve Hawking modeli gibi arayışlar, gerçekte sadece materyalistlerin felsefi ön yargılarından kaynaklanmaktadır. Bilimsel bulgular açıkça Big Bang’in doğru olduğunu ve “yokluktan var olma” anlamına geldiğini göstermektedir. Ve evrenin yoktan var edilmiş olması, Allah tarafından yaratılmış olduğunun kesin göstergesidir, ancak materyalistler bunu kabul edemezler.

Big Bang’e yönelik bu materyalist tepkinin bir örneği, materyalist bilim dergilerinin en ünlülerinden biri olan Nature’ın editörü John Maddox’un 1989 yılında yazdığı bir makalede ifade edilmiştir. Maddox, “Kahrolsun Big Bang” (Down with the Big Bang) başlığıyla yazdığı makalede “Big Bang’in felsefi olarak kabul edilemez olduğunu” çünkü “Big Bang ile birlikte teologların yaratılış fikrine güçlü bir destek bulduklarını” belirtmiş ve “Big Bang önümüzdeki on yılı çıkaramayacak” kehanetinde bulunmuştur.(8)

Oysa Maddox’un bu ümit dolu beklentisine rağmen, Big Bang o günden bu yana geçen 10 yıl içinde çok daha güçlenmiş, evrenin yaratılışını ispatlayan daha pek çok bulgu elde edilmiştir.

Bazı materyalistler ise bu konuda biraz daha “sağduyulu” davranmaktadırlar. Örneğin İngiliz materyalist fizikçi H. P. Lipson, yaratılışın bilimsel bir gerçek olduğunu “istemeden de olsa” şöyle kabul eder:

Bence, bu noktadan daha da ileri gitmek ve tek kabul edilebilir açıklamanın yaratılış olduğunu onaylamak zorundayız. Bunun ben dahil çoğu fizikçi için son derece itici olduğunun farkındayım, ama eğer deneysel kanıtlar bir teoriyi destekliyorsa, bu teoriyi sırf hoşumuza gitmediği için reddetmemeliyiz(9)

Sonuçta modern bilimin ulaştığı gerçek şudur: Madde ve zaman, her ikisinden de bağımsız olan, sonsuz güç sahibi bir Yaratıcı tarafından var edilmiştir. İçinde yaşadığımız evreni var eden, sonsuz güç, bilgi ve akıl sahibi olan Allah’tır.
Dipnotlar1 Henry Margenau, Roy Abraham Vargesse. Cosmos, Bios, Theos. La Salle IL: Open Court Publishing, 1992, s. 241
2 Hugh Ross, The Creator and the Cosmos: How Greatest Scientific Discoveries of The Century Reveal God, Colorado: NavPress,  revised edition, 1995, s. 76
3 William Lane Craig, Cosmos and Creator, Origins & Design, Spring 1996, vol. 17, s. 19
4 William Lane Craig, Cosmos and Creator, Origins & Design, Spring 1996, vol. 17, s. 19
5William Lane Craig, Cosmos and Creator, Origins & Design, Spring 1996, vol. 17, s. 19
6 Christopher Isham, “Space, Time and Quantum Cosmology”, paper presented at the conference “God,  Time and Modern Physics”, March 1990, Origins & Design, Spring 1996, vol. 17, s. 27
7. Herbert Dingle, Science at the Crossroads, London: Martin Brian & O’Keefe, 1972, s. 31-32
8. John Maddox, “Down with the Big Bang”, Nature, vol. 340, 1989, s. 378)
9. H. P. Lipson, “A Physicist Looks at Evolution”, Physics Bulletin, vol. 138, 1980, s. 138)Tunalım..

GEZEGENLER

mucize gezegen dunya izleyin: 

Çevresine ısı ve ışık yaymayan sadece çevresindeki yıldızlardan aldıkları,ısı ve ışığı yansıtan gök cisimlerine denir.

Güneş Sistemimi’zin bir parçası olan bu dokuz gezegen, hem kendi etraflarında, hem de Güneş’in etrafında sıralanmış bir şekilde sürekli dönerler. Güneş’e en yakın olandan en uzağa doğru gezegenler; Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüton’dur. Dünyamız, Güneş’e yakınlık sıralamasında üçüncüdür.

Gezegenler değişik şekillerde sınıflandırılırlar:

Terrestrial (Dünya benzeri, kayalık) gezegenler: Merkür, Venüs, Dünya ve Mars (Bu sınıftaki gezegenler büyük oranda kaya ve metallerden oluşmuşlardır, nispeten yüksek yoğunluktadırlar. Halkaları yoktur. Hiç ya da az sayıda uyduya sahiptirler.

Jovian (Jupiter benzeri, gazlardan oluşmuş) gezegenler: Jupiter,Satürn, Uranüs, Neptün (Bu sınıftaki gezegenler büyük oranda hidrojen ve helyumdan oluşmuşlardır. yoğunlukları düşüktür, derin atmosferlere, halkalara ve çok sayıda uyduya sahiptirler)

Güneşe olan uzaklıklarına göre:
İç Gezegenler: Merkür, Venüs, Dünya ve Mars
Dış gezegenler: Jupiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Pluto
Mars ve Jupiter arasındaki Asteroid kuşağı iki sınıf arasındaki sınırı oluşturur..Tunalım