Türkiye Üzerindeki Uçan Daireler

   Anadolu’da uzun zamandır öylesine yoğun ufolojik olaylar olmaktadır ki, biz kısa bir araştırma ile bunlardan gazetelere geçerek belgelenen bazılarının dışında, daha çok sayıda kayıtlanmamış olan UFO olaylarının mevcudiyetini tespit ettik. Özellikle kırsal kesimlerde, köylü yurttaşlar, ufolara öylesine alışmışlardır ki onlara çeşitli isimler takmışlardır. Pek çok UFO iniş olayı da mevcuttur. Zamanı gelince bunlar birer birer ve genel bir araştırma ile taranacaktır. Uzaylıların bu Anadolu operasyonu zamanı gelince açığa çıktıklarında muhtemel psikolojik şokları ortadan kaldırmak için alıştırma nedeniyledir. Bu olgu yeryüzünün her yanında böyledir.

Türkiye’nin en gizemli bölgelerinden biri de, Çanakkale boğazının çevresinde yer alan, kadim Misya bölgesi dâhilinde yerleşik olan ve Çanakkale iliyle, Gelibolu yarımadasını ve kadim Trakya kentini kaplayan alandır. Yer altı Işık Ülkesi Agartanın yer altı galeri ağının kadim girişlerinden birinin de bulunduğu bu bölgenin, tarihin gidişini etkiyecek çapta gizemli fenomenlere sahne olmak gibi bir özelliği vardır.
Yaklaşık İ.Ö.1100 yıllarında bu bölgede, Grek Mitolojisinin Tanrıları Kahramanlarının sürekli olarak ortaya çıktıkları ve savaşan ölümlülerin çarpışmalarına katıldıkları efsanevi Troya Savaşı yapılmıştı. İşte Troya Savaşının kaderini tayin eden de, Tanrı denilen varlıkların, ya da daha ziyade Yüce Güçlerin temsilcilerinin ölümlü beşerlere bu şekilde müdahale etmeleri olmuştur. Acaba, Tanrılar ile Kahramanlar; yani Yüce varlıklar doğrudan Agartadan gelmekte ve dış dünyaya okült bir tarzda korunan, Troya girişinden mi çıkmaktaydılar?

Bin yıl kadar sonra İ.Ö.72 yılında, Romalı General Lucullus’un emrindeki birlikler, Pontus Kralı 6. Mithridates’in ordusuyla Çanakkale yakınlarında karşı karşıya geldi. Romalı işgalcilerden sayıca çok üstün olan Pontus Kralı, galip geleceğinden kesinlikle eminde. Ne var ki, Grek yazar Plutarch’a göre, 6. Mithridates’in tam Roma ordusuna saldırmaya hazırlandığı sırada, çok tuhaf bir olay meydana geldi: birdenbire gökyüzü açıldı ve iki ordu arasına gökten, parlak, gümüşi renkte silindir biçiminde büyük bir obje indi. Bu fenomen her iki orduyu da şaşkınlığa uğrattı ve hareketsiz bir hale getirdi.

Yukarısı’nın günümüzde bir ufolojik tezahür olarak tanımlayacağımız bir fenomen vasıtasıyla beşerlere müdahale etmesi anlaşıldığı kadarıyla, Pontus Kralını kaçırtmış ve Lucullus’un galip gelmesini sağlamıştı. Tarihin çizgisi bir kez daha Çanakkale boğazının çevresinde çizilmiş ve beşer tarihinin gerçek mimarları bir kez daha mevcudiyetlerini hissettirmişlerdir.

Yaklaşık 2000 yıl sonra aynı bölgede yapılan ve tarafların kaderini tayin edici mahiyette olan bir diğer savaş ta, bütün bir alayın ortadan kaybolmasına yol açan çok daha tuhaf bir fenomene sahne olan Çanakkale savaşıydı. 28 Ağustos 1915 sabahı bir İngiliz Alayı Anafartalar’daki Suvla Koyunda, 60 No’lu tepe(kayacıkağılı) yakınlarındaki garip bir yer bulutuna girmiş ve bir daha hiç görülmemişti. Daha sonra da bu alayın kayıp olduğu rapor edilmişti.

Olayın tanıkları olan Sappers F.Reichart, R.Newnes ve J. L.Newman imzaladıkları bir raporda gördüklerini şu şekilde anlatıyorlardı: “… Güneş doğduğunda hava gayet açıktı, görünürde tek bir bulut yoktu… Ancak 60 No’lu tepe üzerinde, ekmek biçimde altı ya da sekiz adet bulut asılı duruyordu-hepsi de aynı biçimdeydi. Saatte yedi ya da sekiz km.lik bir hızla güneyden esen rüzgâra rağmen bu bulutlar pozisyonlarını hiçbir şekilde ya da biçimde değiştirmedikleri gibi, rüzgârın etkisi altında da sürüklenmediler. Yerden 150m. Yukarıda yer alan gözlem noktamızdan görüldüğü kadarıyla, yaklaşık 60 derecelik bir yükseklikte öylece asılı duruyorlardı. Bu bulut grubunun tam altına rastlayan yerde, arazi üzerinde aynı biçimde olan ve sabit duran yaklaşık 250m. Uzunluğunda 60m. Yüksekliğinde ve 60m. Genişliğinde bir bulut bulunuyordu. Bu bulut tamamen yoğundu ve hemen hemen katı bir madde yapısında görünüyordu… Tüm bunlar yerdeki bulutun 2500m. Kadar güneybatısında, Rododendron Dağı üzerlerindeki siperlerimize yerleşmiş bulunan NZE 1.Sahra Bölüğünün 3. Takımının 22 askeri tarafından gözlemlenmişti. Gözle noktamız 60 nolu tepeye 90 m. Kadar yukarıdan bakıyordu. Sonradan anlaşıldığına göre, bu tuhaf bulut kuru bir dere yatağının ya da çökmüş bir yolun(kayacıkdere) üzerinde bulunuyordu. Ve arazi üzerinde böylece dururken yanları ile uçlarını mükemmel bir şekilde görebiliyorduk. Öteki bulutlar gibi açık gri renkteydi. “daha sonra, birkaç yüz kişiden oluşan İngiliz alayı, First Forth Norfolk un bu çökmüş yol ya da dere boyunca 60nolu tepeye doğru ilerlediğini fark ettik. 60nolu tepe üzerindeki birlikleri takviyeye gidiyor gibiydiler. Ancak söz konusu buluta ulaştıklarında hiçbir tereddüt göstermeksizin doğrudan bulutu içerisine ilerlediler. Sonunda, 60 No’lu tepe üzerinde yayılarak savaşmak üzere hiç kimse ortaya çıkmadı. Bir saat kadar sonra, yürüyüş kolundaki son erler de bulutun içerisinde kaybolduktan sonra aynı bulut gayet rahat bir şekilde, yerden kalktı ve herhangi bir bulut ya da sis gibi yavaşça yükselerek, raporun başında değindiğimiz diğer bulutların yanına katıldı. Tüm bu süre boyunca bu bulut grubu aynı yerde asılı kalmıştı ve o tuhaf yer bulutu kendi seviyelerine yükselir yükselmez hepsi birlikte kuzeye, yani Trakya’ya doğru ilerlemeye başladılar. Kırk beş dakika içinde, gözden kaybolmuşlardır. “söz konusu alay kayıp ya da yok edilmiş olarak bildirildi. İngiltere Türkiye’den bu alayın geri verilmesini istediğinde, Türkiye bu alayı ne esir aldığını, ne temas ettiğini ve ne de böyle bir alayın varlığından haberi olduğunu belirten bir yanıt vermişti. 1914–1918 yıları arasında, bir İngiliz alayı 800ile 4000 kişi arasında oynayan bir güçten oluşurdu. Bu olayı gözlemlemiş olan bizler, Türkiye’nin söz konusu alayı hiçbir zaman esir almadığını ya da temas etmediğini teyit ederiz…”

Charles Berlitz bu vakayı “özel manyetik alanların ya da sismik fayların yahut her ikisinin birden bulunduğu yerlerin civarda bilinmeyen varlıkların müdahalelerinin söz konusu olabileceğini gösterdiği için ilginç bulmaktadır. Aslıda, Berlitz’in u açıklaması, müdahale kelimesini kullanması açısında önem kazanmaktadır. Çünkü bu ifade, Çanakkale savaşındaki fenomeni, müdahale unsuru taşıyan öteki olaylarla bağlantılandırmaktadır. Berlitz, bu sözleriyle Çanakkale boğazı civarındaki gizemli bir bölgenin varlığına da işaret etmiş olmaktadır.
Berlitz’in değindiği üzere, bu bölge bir fay hattının üzerinde yr alır. Ve bu alan dâhilindeki manyetik tesirler sorununa ışık tutabilecek olan bazı hususları açıklığa kavuşturmakta yarar vardır. Araştırmacı Robin Collyns, aynı konuyu işlediği bir yazısında, John Hargravein Suvla Koyu çıkarmasına ilişkin olarak yaptığı bir açıklamayı aktarırken, “21 Ağustos 1915 tarihinde birkaç tabur pusula ibresinin aşırı derecede kuzeye doğru sapmasından ötürü bu alanda yönlerini kaybetti,” demektedir. Collyns, olaya yol açan garip bulutların, aslında, İngiliz alayını kaçıran ve manyetik düzensizliklere yol açan uzay gemileri ani Ufolar olup olmadıklarını sormaktadır. Bu, üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur. Bu konudan olmak üzere, dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da, yer altı dünyasına açılan kadim girişim mevcudiyetidir. Bu tür girişlerin, daha başka metotların yanı sıra herhangi bir davetsiz misafire karşı, tecrit edici bir perde işlevini görecek olan bir mayetik alan ile korunduğu söylenir.

Grek Mitolojisinde geçen, Tebai Krallığı Athamas’ınilk eşi Nephele’den Phrixus adında bir oğlu ve Hele adında da bir kızı olur. Bir süre sonra Nepheleden bıkan Athamas, Ina adında ikinci bir hanım alır. Ina, sahte bir kehanet öne sürerek, çocuklarını kurban etmesi için Athamas’ı ikna eder. Çocuklar tam öldürülecekleri sırada anneleri Nephele ki bu isim bulut anlamına gelmektedir ortay çıkar, ve onları sisleri ve dumanlarıyla sarıp sarmalayarak, Hermes’in kendine verdiği postu altından olan ve uçan bir koçun sırtına bindirir. Phrixus ile Hele bu uçan koçun sırtında havalanarak Tebai’den kaçarlar. Tam Çanakkale boğazının üzerinden uçarlarken, bir fırtına kopar ve zavallı Helle koçun sırtından düşerek Çanakkale boğazında boğulur- unun üzerine, buraya Helenlin denizi anlamına gelen Hellespont adı verilir. Fırtınayı atlatan Phrixus, altı koç tarafından Colchiz’e götürülür. Koç burada Zeuas’a kurban edilir. Bu koçun altın postu, daha sonra Jason ile Argonotları arayacakları ünlü Altın Post haline gelecektir.

Görüldüğü gibi bu son derece ilginç bir öyküdür. Bir bulut ortaya çıkmakta ve iki çocuğu sisli perdesiyle sararak çevredeki kişilerce görülmeyecek bir hale getirip böylece bir uçan altın araç nakletmektedir. Gelibolu’da gözlemlenmiş olan kaybolma fenomiyle bu efsane arasında şaşırtıcı bir benzerlik vardır. Belki tüm alay da, Collynsin kuşkulandığı gibi aynı şekilde bir ufoya nakledilmiştir. Acaba buluta girdiklerinde, demateryalize olup sonra ufonun içinde materyalizm mi olmuşlardı? Butür bir ışınlama vakası olabilirdi. Fakat olayda sonra bulutun dağılmayıp tuhaf şekilde öteki bulutlara katılmış olması ve hepsinin birden Trakya yönünde uzaklaşmaya başlaması bulutun kendisinin bir UFO olabileceğini akla getirmektedir. Ufolar iyonlaşma yoluyla bir butlu görüntüsü oluşturabilirler. Ufolojik literatürde bulut görünümde olan ufolara ilişkin gözlemlere sı sık rastlandı.

Bu efsanenin geriye kalan kısmı da çok ilginç bazı unsurlar taşımaktadır örneğin öyküde anlatılan olayın, Gelibolu’da meydana gelen kaybolma vakasıyla benzerliğinden öteye efsanenin odaklandığı yerlerden biri gerçekten de Çanakkale boğazının(kadim hellespont)kendisidir: bu son derece ilginç bir husustur.

Gözden kaçırılmaması gereken bir diğer okta da, tam Çanakkale boğazı üzerindeyken bir fırtınanın kopmasıdır. Uçmakta olan bir aracın bu saha üzerinden geçişini etkileyen bir fırtına bir manyetik bölgenin yıkıcı mahiyetteki güçlerinin faaliyete geçişini kapsayan bir olay olabilir ki bu tür güçler bu bölgede gerçekten de mevcuttur

Bu efsanenin bir başka ilginç yanı da altın koçun izlediği Tebai, Çanakkale boğazı, Colchis yoludur. Colchis, Karadeniz’in doğu kıyısında Kafkasların eteklerinde Elbruz dağından pek uzak olmayan bir noktada yer alıyordu: dolayısıyla, ayrıca dünya mitolojilerini en ünlü yolculuğu olan Argonun yolculuğunda varış mahallini de oluşturan kutsal Colchis, Agartanın kadim girişlerinin birinin yakınlarında bulunmaktadır ve Troya ovası da, Çanakkale boğazı kıyılarında uzanır. İşte Hermes’in sağladığı kadim bir uçan aracı izlediği bu rota, iki ayrı kadim Agata girişinin yer aldığı iki gizemli bölgeyi birbiriyle irtibatlandırmaktadır. Şu hususu da hemen hatırlatmalıyız ki kutsa yerleri birbirine bağlayan düz hatları, ufoların uçuş yörüngelerine tekabül ettiği söylenmektedir.

Dahası, Hermesin fizik dünyadan ayrılan canları Hadese, yani yer altı dünyasına götüren Grek Tanrısı olduğunu da biliyoruz. Acaba, Hermes gerçekte, Agartanın Yüce Konseyinin yer altı şebekesinin girişlerine ulaşabilmeleri amacıyla bazı kişilere yol gösteren bir habercisi miydi?

Muamma dolu Çanakkale bölgesi, görünüşe göre manyetik kökenli olan düzensizliklerin meydana gelişine paralel olarak yoğun bir UFO faaliyetinin de gözlemlendiği diğer gizemli bölgelerin kesişme noktasını oluşturuyor gibidir. Bu bölgeler iki büyük su kütlesi ile kıyılarına, Marmara denizi ile ege denizine tekabül etmektedir.

Egeye Çanakkale boğazı ve Karadeniz’de de İstanbul boğazı vasıtasıyla bağlana bir iç deniz olan Marmara Denizi kadim propontis, denizciler ile balıkçılar arasında önceden herhangi bir belirti olmaksızın, ani deniz hareketleriyle girdaplar gibi üzensizliklerin oluştuğu çalkantılı bir deniz olarak kötü bir şöhret yapmıştır. Tecrübeli denizciler sınırları dâhilinde seyretmekte olan gemiler tekneleri tehdit den belirli tehlike bölgelerinden söz ederler.

Marmara üzerinde faal halde olup da, söz konusu düzensizlikleri oluşturan güç her ne ise, ayrıca, uçmakta olan araçlarında etkilemekte ve hiç beklenmeksizin onu tesir alanına giren uçakların düşmesine sebep olmaktadır. Ne ilginçti ki, Marmara Denizi 40 derece kuzey ile 41 derece kuzey enlemleri arasında yer alır ve bu enlemler üzerinde birçok felaketin ve ufolojik fenomeninin kastedildiği diğer iç su kütlesi olan Amerika’daki büyük göllerden Erie gölü bulunmaktadır bu konudan olmak üzere göden kaçırılmaması gereken bir başka hususu da Marmara’nın güney ve doğu kıyılarını hemen akınında dört tatlı su gölünün ulunmasıdır.

1954–1959 yılları arasında Marmara civarında düşen uçakların aşağıda yer alan listesi hava facialarının özellikle bu felaket sahası dâhilinde aşırı derecede yoğunlaştığını göstermektedir:

No Tarih: Uçağın Düştüğü Yer:
1. 1954–30 Temmuz Balıkesir
2. 1955-(?)Kasım Karacabey
3. 1955–14 Aralık Balıkesir
4. 1956–18 Şubat Balıkesir’in batısı
5. 1956–18 Temmuz Balıkesir
6. 1956–4 Eylül Mudanya
7 1956–27 Ekim Eskişehir
8. 1956–21 Kasım Gürsu
9. 1957–19 Mayıs Kapıdağ yarımadası
10. 1957–27 Temmuz Dursunbey
11. 1958–10 Şubat Bursa
12. 1958–30 Nisan Mudanya
13. 1958–2 Mayıs Eskişehir
14. 1958–28 Temmuz Ulubat gölü
15. 1958-10eylül Manyas gölü
16. 1958-18eylül çorlu
17. 1958-10ekim Eskişehir
18. 1958-12aralık Kapıdağ yarımadası
19. 1959-23mart Balıkesir
20. 1959-24temmuz Bursa
21. 1959-25temmuz Bandırma
22. 1959-9eylül Eskişehir
23. 1959-3kasım Bilecik
24. 1959-3kasım Eskişehir

Ayrıca, aynı yörede ortadan kaybolan uçaklara ilişkin iki vaka da mevcuttur. 29 Haziran 1956 da, Ulubat gölü üzerinden bir jet uçağının kaybolduğu rapor edilmişti. 19 yıl sonra, 31 Ocak 1975 akşamı, saat 18.41 de, Türk Hava Yollarının bursa adlı jet yolcu uçağı inişe hazır bir halde Marmara’nın kuzeyinde yer alan Yeşilköy havalimanındaki piste yaklaşıyordu. Tam o sırada Yeşilköy’ün ışıkları söndü. Ve hava limanının otomatik no-break sistemi devreye girene kadar, 25 sn.lik bir süre geçti. Ancak, kaptan pilot uçağın reflektörlerini kullanmak suretiyle inişe geçmek istemeyerek kuleye, radyo telsizle dönüşe geçeceğini bildirdi. Undan sonra radyo bağlantısı kesildi ve bursa uçağı bir daha asla görülmedi! Yetkililer pas geçen kaptan pilotun gerekli irtifaya ulaşmadan dönüşe geçtiğini ve dolayısıyla da uçağın kontrolünü kaybederek; Yeşilköy Hava Limanı, Ambarlı, Hayırsızada arasında kalan dar bir üçgen dâhilinde Marmara’ya düştüğünü ileri sürmüşlerdi. Ne var ki, kaptan pilot böylesine aşikâr bir hata yapamayacak kadar tecrübeliydi ne uçağın ne de yolcuların hiçbir izine rastlanamadı. Uçağın denize düşüşünün görülmemiş olmasının yanı sıra, herhangi bir uçak kalıntısı ya da herhangi bir ceste bulunamamıştı. Bir süre sonra aramalara son verildi ve bu olay da unutulup gitti.

Marmara denizinin üzerinde ve çevresinde yer alan söz konusu yöre, UFO gözlemlerinin sanki bir araya toplandığı bölgelerden biri olarak tebarüz eder. Ve tabi İstanbul kenti, bu gizemli felaketler saha dâhilindeki UFO faaliyetinin odak noktasını oluşturur. İstanbullular çoğunlukla gökte büyük bir hızla seyreden ve ya Marmara’nın üzerinde gözden kaybolan ya da Marmara’ya dalan gece ışıklarında bahsederler. Bunlara ilişkin bazı örneklere müteakip sayfalarda göreceğiz. Ayrıca daha pek çok kayıtlanmamış olaylar da mevcuttur.
Türkiye’nin ege kıyıları ya da Klasik Çağdaki adıyla İyonya Kıyıları bir diğer komple ufo felaket alanı oluşturmaktadır. Tanrıça Io’nun ülkesi anlamına gelen İyonyada gözlemlenmiş olan en eski ufolojik fenomen olarak sınıflandırabileceğimiz bir olaya, Efesin kutsal taşı diopet hakkındaki efsanede değinilmektedir: “ Efes kentinin yüce Artemis’in mabediyle gökten inmiş olan kutsal taşın koruyucusu olduğunu herkes bilir…” (resullerin işleri: 19/35).

Bu sözleri, Aziz Pavlos’un Efes’teki vaazlarına kaşı çıkarak ayaklanan güruhu dağıtan kent yetkilisi söylüyordu. Bahsettiği taş, bir önceki bölümde açıklandığı üzere, İlahi Güçlerin neşrettikleri Spritüel Tesirleri zapt edici bir anten, bir odak noktası olarak işlev görüyordu. Bu bölümde bizi ilgilendiren husus ise, kutsal taşın Efes’e ulaşma şeklidir. Kent yetkilisinin belirttiği gibi, bu taşın gökten geldiğine ya da Greklere göre, Zeus’un kendisinden geldiğine inanılırdı. Bir mabedin odak noktasını oluşturan bu tür bir kutsal taş, genellikle benimsenen yorumun aksine, bir meteorit olamazdı. Her şeyden önce, çağlar boyu etkinlini sürdüren bir kutsal işlevi yerine getirebilecek mahiyetteki bir taşın özel olarak hazırlanması gerekmektedir. Yani uzayda kendiliğinden oluşamaz. Üstelik bu tür objeler, gökten kendiliklerinden düşmezler, daha ziyada yeryüzüne indirilirler.

Belirli dinlerin ve tradisyonların inananlarınca ululanan, göksel kökenli daha başka kutsal taşlar da vardır. Bunların en ünlüsü, Kâbe’nin güneydoğu köşesine yerleştirilmiş olan ve Müslümanlarca kutsal addedilen Kara Taştır, yani Hacer-i Esved’dir. İslam tradisyonuna göre en Yüksek Cennetten indirilen Kara Taş, Sirius’tan gelmiştir. Tibet tradisyonlarında, Norbu Rinpoch ya da Sanskrit’te Chintamani denilen ve yeryüzüne Tanrıların habercisi olan bir “kanatlı at” tarafından getirilmiş olduğuna inanılan bir başka kutsal taş daha vardır. Kanatlı at ifadesini, bir uzay gemisinin tanımı olarak yorumlayabiliriz. Andrew Tomas, bu taşın da muhtemelen, Sirius’tan geldiğine işaret etmekte ve yeryüzüne bir uzay aracı ile getirilmiş olabileceğine dikkati çekmektedir. Tibet’in kutsal taşının yeryüzüne nakledilmesinde kullanılan metodun, Efes’teki diopet içi de geçerli olması çok muhtemeldir. Çok uzak bir geçmişte, Efes’in üzerinde beraberinde son derece değerli bir emanet, yani eşsiz özellikleri haiz bir taş getiren bir uzay gemisinin belirmiş olabileceğini tahayyül edebiliriz. Troya’daki Palladium’un da efsaneye göre yeryüzüne Zeus tarafından gönderildiğini hatırlarsak, ufolojik yorum çerçevesinde, bu heykelin de Dardanus’a yıldızlararası bir araç vasıtasıyla iletildiğini düşünebiliriz. Anlaşıldığına göre, Agarta’daki Ana İlahi İstasyonu tesis etmiş olan göksel varlıklar ayrıca yerkürenin her yanında tali istasyonlar da kurmaktaydılar.

1975 ve 1976 yıllarında, Anadolu’nun belirli bir bölgesinin üzerinde, birbiri arkasına iki gizemli uçak kazası meydana geldi. Bu vakalarda dikkati çeken husus, kazaların oluştuğu sahanın, birkaç tane tatlı su gölünün bir arada bulunduğu Göller Yöresinin güneyinde yer almasıydı. Gizemli olayları inceleyen kişilerin aklına derhal şöyle bir soru gelmişti: acaba Türkiye’nin Göller Yöresi de, Kuzey Amerika’daki Büyük Göller gibi, yerküremizin karaların iç kısımlarında yer alan felaket bölgelerinden birini mi oluşturuyordu? Bu, pek de boş bir soru değildi, çünkü sivil havacılar arasında yetkili kişilerin her iki kazayı birlikte değerlendirerek ulaştıkları sonuçlar bu görüşü destekler mahiyetteydi. Söz konusu facia alanı, Eğridir Gölü, Burdur Gölü ve Kovada Gölü arasında uzanmakta, Isparta kentini de çevrelemektedir.

19 Eylül 1975 günü, saat 23.20 civarında, Türk Hava Yollarına ait bir Boing 727 uçağı, 146 yolcu ve 12 kişilik mürettebatı ile yukarıda tanımladığımız bölgeye düştü. İstanbul’dan havalana uçak, Antalya’ya doğru uçmaktaydı. Daha henüz Isparta’nın güneyinde uçarlarken, kaptan pilotlar her nasılsa varış yerine ulaştıklarına hükmederek alçalmaya başlamışlardı. İşte bu son derece garip bir olguydu. O kadar tecrübe sahibi olan bu sivil havacıların böyle inanılmaz bir hata yapmaları imkânsızdı. Antalya’daki hava limanına yaklaştıkları sırada hava limanından en az 90km.ötede, dağlara çarpmışlardı.

17 Ocak 1976 tarihinde, Ankara’daki Etimesgut Askeri Hava Limanından havalanan C–47 askeri nakliye uçağı, önce Eskişehir’e inmiş, bir saat sonra tekrar havalanarak, bu kez Antalya yönünde uçmaya başlamıştı. Kaptan pilot henüz Kovada Gölü üzerindeyken sivil meslektaşının yaptığı hataya düşmüş ve Kovada Gölünün güneyinde, deniz seviyesinden yaklaşık 900m. Yükseklikteki araziye çarpmıştı. Bu kadar tecrübeli pilotlar, Göller Yöresindeki bu sahayı nasıl oluyordu da Antalya Hava Limanı olarak değerlendiriyorlardı?
Havayolu Pilotlar Derneği(TALPA) yetkililerine göre, uçağı radyo trafik sisteminin Göller Yöresi dâhilindeki yanıltıcı işleyişi, her iki olayda da vaktinden önce alçalarak kaza yapan pilotların görünürdeki hatalı davranışlarına yol açmıştı. Kazaları incelemiş olan bir grup sivil havacı, her iki uçağın pilotlarının, kaynağı Göller Yöresinin güneyindeki bir yerde, muhtemelen de Kovada Gölü yakınında ya da üzerinde buluna bir elektromanyetik düzensizlikten ötürü yanılgıya sürüklenmiş oldukları kanaatine varmışlardır. Dolayısıyla, denilmektedir ki, Antalya Hava Limanının NDB(non-directinal radio beacon) istasyonundan yayınlanıyormuş gibi gözüken ve pilotlara Antalya’ya yaklaştıklarını bildiren yanıltıcı sinyalleri alan pilotlar, kapalı havada yerlerini belirleyebilecek herhangi bir görsel unsura başvuramadan, alçalmaya başlamışlardı. Ne var ki sinyallerin kaynağı gerçek NDB istasyonu olmadığı gibi, Antalya’ya da ulaşmış değillerdi: anlaşıldığına göre, Göller Yöresinin Gizemli manyetik güçleri, harekete geçerek pilotlara ölüm sinyalleri göndermişlerdi.

Daha önce de değinmiş olduğumuz gibi, elektromanyetik mahiyette olan ve felaketlere yol açabilen bu tür düzensizliklere rastlanılan yerler, hemen hemen her zaman ufolojik faaliyet bölgesi gibi görülmektedir. Göller Yöresinin güneyinde kalan Antalya kenti, Akdeniz kıyılarında yer alır. Ve Akdeniz’de müteveffa araştırmacı Ivan Sanderson tarafından çok sayıda UFO tezahürlerine paralel olarak olayların meydana geldiği, elektromanyetik anomaliler olarak sınıflandırılmıştı. Akdeniz kaybolan denizaltı vakalarıyla ün yapmıştır.
Marmara, Ege ve Akdeniz yörelerinin, gizemli olaylar ve facialar ile muammalı bir ilişkisi varmış gibi görünen önemli ufolojik tezahürlerin sık sık gözlemlendiği bölgeler olarak tebarüz etmelerinin yanı sıra, Anadolu’nun bu sahalar dışındaki çeşitli yerlerinde de daha birçok ufolojik fenomene tanık olunmuştur ve olunmaktadır.

Türkiye’deki çeşitli Ufo Gözlem ve Fenomenleri

1453–26 Mayıs İstanbul: Fatşh Sultan Mehmet tarafından kuşatılmış olan kent, gün boyu kalın bir sis tabakasına bürünmüştür. Geceleyin sis kalktığında, Ayasofya’nın üzerinde garip bir ışık görülür. Bu ışığı hem Bizanslılar hem de Türkler görmüşlerdir. Ayrıca, Bizans nöbetçileri, Türk hatlarının çok gerilerinde hiçbir ışığın bulunmaması gereken yerlerde bazı parıltılar görürler. Bu ışıkların mahiyeti meçhul kalmıştır. Kaynak: Runciman, Steven. The Fall Of Constantinople 1453,1965.

1885–2 Kasım, Üsküdar, İstanbul: şafak sökerken önce mavimsi ve sonra yeşilimsi bir renk alan ve beş-altı metrelik bir irtifada seyreden son derece parlak bir alev, Üsküdar Vapur İskelesi çevresinde bir dizi dömüş yapar. Göz kamaştıran parlaklığı sokağı aydınlatır ve evlerin içini ışıkla doldurur. Bir buçuk dakika süreye izlenen ufo, daha sonra denize dalar. Denize dalışı sırasında hiçbir su sesi işitilmez. Kaynak: Vale, Jasques, Anatomy of a pheomenon 1965.

1890(?), Göztepe, İstanbul: “küçüklüğümde 1890lı yılların sonlarında bir gün, bir Erenköy’de otururken, İstanbu Göztepe Çayırına gökyüzünden alevler saçarak parlak bir cismin indiğini, bir zaman burada kaldığını, Erenköy’den diğer mahallelerden olayı izlemek için pek çok kişinin oraya gittiğini hatırlıyorum.” 1972 yılıda vafat etmiş olan Bn. Atifet Tamer’in 1967 de anlattığı bu ufolojik olay, ayrıca o yıllarda 90 yaşlarında olan bir başka bayan tarafından da teyit edilmiştir. Bu ikinci tanık çocukluğunda Göztepe Çayırına inen bu cismi görmek için herkesin koşarak gittiğini, ancak küçük olması nedeniyle kendisini götürmediklerini söylemiştir. Dahası bu araçtan uzaylı varlıkların da çıktığını üstteki ilk tanık belirtmiştir.

1947–31 Ocak, Keşan, Edirne: ilçedeki Aziziye köyünde yaşayan köylüler, kırmızı ışıklar saçan dairevi bir UFO görmüşlerdir.
1948–15 Şubat, Ayvalık, Balıkesir: ilçe halkı, beş dakika arala gökyüzünü doğu-batı yönünde kat eden kırmızı ışıklar çıkaran 2 ufonun uçuşuna tanık olmuştu.

1948-30nisan,20.10, İzmit, Kocaeli: kuzeybatı yönünden yaklaşan, yeşil bir ışık ve tiz bir ses çıkararak İzmit üzerinden geçen bir UFO, olayın tanıklarını heyecana boğmuştu. Bu ufolojik fenomeni, misafir kaldığı Ketenciler Köyünde gözlemleyen bir İzmitli, olayı şöyle anlatmıştı: “ köy halkının bir kısmı uykuya dalmak üzereydi. Birden yeşilimtırak bir ışık belirdi ve gittikçe çoğalmaya başladı. Aynı anda gökten derinden derine bir fısıltı ve ıslığa benzer sesler gelmeye başladı. Gökyüzü yer yer bulutlarla örtülüydü. Ortalıkta bir yağmur sıcağı vardı. Çok geçmeden ıslık sesi daha net işitilir oldu ve bulutların arkasında ortaya çıkan yeşil renkteki cismin şiddetli ışığı yeşil bir ipek örtü gibi, çevredeki dağları kapladı. Konuştuğum köylülerde ben de hepimiz, korkmuş ve susup kalmıştık. Bu sırada, koyun ahırlarındaki havyalar garip sesler çıkarmaya başladılar; misafiri olduğum evin köpeği acı acı uludu. Işıklı cisim, görüldüğünden tahmine 40-50sn sonra ortadan kayboldu. Çevredeki eşil ışık yavaş yavaş silinmeye başladı. Olaydan önceki gibi karanlığa gömüldüğümüzde uzaktan bir patlama sesi duyuldu. Hepimiz, sersemlemiştik. Dağlat, tarlalar sanki başka bir hal almıştı. ..”söz konusu patlama sesinin, o günün gazetelerinde yeşil ışıklı cismin havada infilak etmesi şeklinde yorumlanmış olmasına rağmen, UFO’nun önünde oluşan şok dalgası inişin son safhasında yere ulaştığında meydana gelen sonik patlama olması gerekir. Nitekim şok dalgasının yere vardığı noktada tesadüfen sürüsüyle birlikte bulunan bir çoban, şu ilginç açıklamayı yapmıştı: “ o akşam hava ılıktı, gökte hafif bulutlar vardı, derinden bir ıslık sesi duydum. Sürüde bir kımıldama olmadı köpeğim dikkat kesildi hemen arkasında yeşil bir ışık bizim yamaca doğru müthiş bir süratle yaklaşmaya başladı. Ses de keskin bir hal almıştı. Bu sırada dehşetli bir gürültü oldu ben yere serilmiştim hayvanlar kaçıyordu. Az sonra, ortalığa bir kiremit ocağı kokusu yayıldı. Sürüyü topladıktan sonra köpeğimi ölü buldum.”

1948-20mayıs, 16.00,İzmir: güneydoğu yönünde gökyüzünde aniden parla bir cisim belirmiş, 20dk.süreyle kâh bulutların arasında kaybolup kâh ortaya çıktıktan sonra görünmez olmuştu.

1948–1977,uzun süreli bir Yakın Temas, Niğde: 1948 yılında bir gün,15 yaşında genç bir çoban olan Behçet Öcal, koyunlarla birlikte Niğde’nin Eski Gümüş kasabasından yola çıkmış ve yüksekçe bir düzlükte mola vermişti. Öcal çıkınındaki yemeğini henüz yemişti ki, az ilerisindeki taş yığıntısının üzerine bir ışık kümesi indiğini gördü: “ürperdim tüm vücuduma binlerce toplu iğne batıyordu sanki, top mermisini andır parlak bir ışıktı.. İçinden biri kadın ikisi erkek üç kişi çıktı. Bana bir şey yapmayacaklarını, başka dünyalardan geldiklerini söylediler; neresi olduğunu açıklamadılar bana sık sık görüneceklerini ve resimler göndereceklerini söyleyerek geldikleri gibi gittiler.” Öcal’a göre, o günden itibaren uzaylılar, tam 29 yıl süresince kendisiyle teması sürdürmüşler ve kendisini bir çok konuda aydınlatarak, çeşitli haritalar ve resimler çizdirmişlerdi. Öcal, elinde bulunan ilginç bir Evren haritasıyla ilgili olarak şöyle diyordu: “ bu haritada göremediğiniz ışık ve renk ayrımı yapabilen bir cihazın altına tutulduğunda görülebilecek dünyalar da çizilmiştir. Haritada da belirttiğim üzere, Evrenin Merkezi Kür’dür. Kür Merkezinin patlamasıyla evren oluşmuştur. Bizim Güneş Sistemimizin yanı sıra öteki sistemlerin adları, Morikon, Hulviz, Cemkon, lev, Morsanit, Lakit ve Ars’tır.” Öcal bu tarihte üzerinde Güneş Sistemimizi 5cm. Çapında bir dairenin içine sığdırmıştır- bu dahi eğitim görmemiş bir çoban için bir aşarıdır. Öcal, elinde görmüş olduğu ufonun eskiziyle birlikte daha başka çizimleri ve ayrıca uzaylıların kedisine açıklamış olduğu enformasyonu içeren bir kitabın bulunduğunu ve bunu incelemek üzere bilim adamlarına teslim etmeye hazır olduğunu belirtmiştir. Bu Yakın Temas olayının kaynağı olan haber Hürriyet gazetesinin18 Aralık 1977 tarihli sayısında çıkmıştır.
1950–20 Şubat,23.00–23.30, Marmara Bölgesi: Bursa’nın İnegöl ilçesi üzerinde, saat tam 23.00 de, kırmızı renkte bulut görünümde bir ufo belirmiş, bir saat süreyle gökte asılı durduktan sonra, yükselerek gözden kaybolmuştur. Bu gözlemden yarım sat sonra, bu kez Balıkesir’in Dursunbey ilçesinden kuzeydoğu yönünde gökten yere doğru ine kırmızı bir ışık görülmüştür. İlçe yakınındaki köylerden de izlenen ufo yarım saat sonra kaybolmuştur.

1950-20mart,Konya: Konya çıkışlı, “Konya’da da uçan daireler göründü” başlıklı bir haberde şöyle denilmekteydi: “ uçan daireler bu gün sabah namazından sonra, şehrimizde de tunç renkli olarak görülmüş ve çok yüksekten uçarak bulutlara karışmış ve binlerce kişiyi heyecana sürüklemiştir.”

1952–12 Haziran,10.40, Sapanca, Sakarya: doğudan batıya doğru yani İstanbul yönünde bir objenin hıza uçarak geçtiği ve arkasında yoğun bir duman şeridi bıraktığı gözlemlenmiştir.

1952-Temmuz,15.55,Orhaneli, Bursa: işadamı, Ali M. İpar, tanık olduğu ve ayrıntılı olarak göl emleme fırsatını bulduğu, ufolojik olayı şöyle anlatmıştı: “ işlerim için Bursa’ya gitmiştim. Orhaneli’nde krom madenlerimiz vardır. Madenler 1400m. Yükseklikte bulunmaktadır incelemek amacıyla madenlere çıkmıştım. Benimle birlikte işletme müdürü G.Atılgan maden mühendisi N.Barlas ve ayrıca, birkaç maden çavuşu ve 20 kadar işçi vardı. Madenlerden birine girmek üzereydik ki, birden, gökte bir parıltı gözüme ilişti. Gökyüzü çok berraktı bu parıltı, disk biçimindeki iki objeden geliyordu. Gözü kamaştıracak derecede müthiş bir şekilde parlıyorlardı. Derhal saatime baktım tam olarak 15.55ti.sonra, hep birlikte, teçhizatımızın arasında buluna pusulaya baktık süratle hareket eden bir cisimler Uludağın güney yamacından yani kuzeydoğu yönünden yaklaştılar ve tepemizde manevra yapıp 45 derecelik bir eğri çizdikten sonra kuzeye doğru dönerek uzaklaştılar. Tepemizdeyken üst üste bulunan iki disk ufukta yanana uçmaya başladılar ve en sonunda gözden kayboldular. Diskleri 30sn. Süreyle izleyebilmiştik. Göğü yaklaşık 4000m.lik bir yükseklikte kat etmişlerdi. Eksenleri çevresinde, döndükleri belli oluyordu. Bulunduğumuz yerden görünen çapları 30cm. Ve kalınlıkları da5cm. Kadar gözüküyordu. Disklerin çevresinde belli belirsiz bir hale vardı. Tahminlerimize göre 30km.lik bir mesafeyi 30sn.de aşmışlardı. Bu da saatte 3000km. Civarında bir süratle seyrettiklerini gösteriyordu. Mahiyetlerini o anda tayin edemeyeceğimiz bu cisimlerin uçan daire olduklarını tahmin ettik. Şüphesiz gördüklerimiz birer uçan daireydi.”

1952–3 Ağustos, İstanbul: uzaktan çapları 25-30cm kadar görünen iki uçan dairenin, yaklaşık 5000m.yükseklikten büyük bir hızla geçişleri 45sn. Süreyle gözlemlenebilmişti.

1952–31 Aralık Muğla: güneş battıktan yaklaşık 5dk sonra, turuncu renkte yuvarlak bir obje Karadağ yönünden yaklaşarak Muğla kenti üzerinden geçmiştir. Güneye doğru büyük bir hızla yol alan ufo arkasında simsiyah dumandan bir iz bırakmıştır. Aynı UFO Karadağ, Gökova ve Marmaris’te de görülmüştür.

1953–20 Ocak,20.00 Adana: sarmal biçimde, parlak bir obje, batıya doğru uçarak, gökyüzünü yavaş bir hızla kat etmişti. Ufonun altında kuyruk şeklinde gözleri kamaştıran iki ışığın çıktığı görülmüştü.

1953–11 Şubat, İzmir: kentin Altındağ, Tepecik ve Çamdibi semtlerinde oturanlar daire şeklinde parlak ufolar görmüşlerdi. Olayın tanıkları, ufoların sanki bir bulutun arkasına gizlenmiş gibi puslu bir görünümü olduğunu belirtmişlerdi.,

1953–11 Ağustos, Sındırgı, Balıkesir: Düstürtepe nahiyesine balı Kızılocak köyünün Göktepe mevkiinden, mavi renkte dairevi bir UFO görülmüştü. Batı yönünde gelir doğuya doğru seyreden UFO, Dursunbey- Sındırgı sınırının üzerinden geçtikten sonra müthiş bir patlama sesi duyulmuştu.

1953-Ekim, Kırıkkale, Ankara: Kırıkkale savcısı, tanık olduğu bir UFO gözlemi hakkında şu açıklamayı yapmıştır: “izzettin köyünde bir olayın tekikiyle meşgul bulunuyorduk. Hükümet tabibi Dr.Kemal Giray, Jandarma Komutanı Sadi Eninanç da beraberimizdeydi. Akşam olmuş hava iyiden iyiye kararmıştı. Etrafın birden bire hafif bir ışıkla aydınlandığını fark ettik. Aydınlık uzaktan geçen bir otomobilin farlarından çıkan bir ışık gibiydi. Başımız havaya kaldırınca tepsi biçiminde, yuvarlak bir cismin etrafına ışıklar saçarak bulutları arsından sıyrıldığını ve süratle seyrettiğini hayretle gördük. Meçhul cisim uçaktan daha hızlı gidiyordu. Yerköy yönünde gözden kayboldu.”

1953–14 Kasım, 21.45, İzmir: kentin üzerinden büyük bir hızla ve çok yükseklerden seyreden bir objenin geçtiği görülmüştür. Gözlemi yapanların anlattıklarına göre, Buca yani güneydoğu yönünden yaklaşan UFO, Güzelyalı uçak hangarlarının üzerinden geçip, kuzeybatıya doğru uçarak Foça yönünden gözden kaybolmuştur. Objenin geçişi sırasında bir uğultu duyulmuştur.

1953–1 Aralık, Marmara Denizi: İmralı adasında kalan mahkûmlar, İmralı ile Marmara’nın güney kıyıları arasında parlak bir objenin akşamın erken saatlerinde denize daldığını görmüşlerdir.

1953–18 Aralık, İzmir: akşam vakti askeri üslerin bulunduğu Gaziemir yöresinden, iki UFO gözlemlenmişti. Hızla kuzeye doğru yol alan, disk biçimindeki parlak objeler, geçişleri sırasında yöre halkı tarafından gayet net bir şekilde izlenebilmişlerdir.

1954–29 Temmuz, İzmir: İzmir çıkışlı, THA kaynaklı bir haberde, “İzmir’de uçan daireler görüldü” başlığı altında şu açıklama yapılmaktaydı: “ İzmir semalarında uçan dairelere tesadüf edildiği bildirilmektedir. Özellikle Karşıya semti ile Kordon’da dolaşan binlerce kişi tarafından teşhis edilen, şimdiye kadar resimleri neşredilen uçan dairelere, çok benzeyen bu bol ışıklı cisimler, halk tarafından büyük bir ilgiyle izlenmiştir. Uçan daireler doğudan batıya doğru, büyük bir hızla ve etrafa ışık saçarak geçmişlerdir. Bundan bir süre önce gene İzmir semalarında, aynı cisimlerin görülmüş olması, halk arasında tefsirlere yol açmıştır.”

1954–17 Ağustos,08.00, Bergama, İzmir: ayvalıktan İzmir’e doğru giden bir yolcu otobüsündeki 25 yolcu, gökyüzünde yumurta biçiminde parlak gümüşi renkte bir UFO görmüştü. Yolcular söz konusu objeyi otobüs Bergama’ya yaklaşırken gördüklerini belirmişlerdi. Çok alçaktan müthiş bir gürültü çıkararak uçan UFO, büyük bir hızla uzaklaşıp Bergama yönünde gözden kaybolmuştu.

1954-27Ağustos,16.00,Hozat, Tunceli: Hozat üzerinde yaklaşık 6000m. Yükseklikte seyreden iki uçan daire görülmüştü. İlçenin güneybatısında ortaya çıkan ufolardan biri, hiç durmadan kuzeydoğu yönündeki uçuşuna devam etmiş, diğeri de bir hayli yükseldikten sonra, aynı yönde gözden kaybolmuştu.

1954-2Eylül,22.00, Malatya: kentin güneydoğu kesiminde tahminen, 5000m. Yükseklikten çok büyük bir hızla geçen bir UFO görülmüştü. Manevra yaparak uçuş yönünü sık sık değiştiren oje, sonunda batıya yönelerek, gözden kaybolmuştu. Tanıkların ifadesine göre, uçan dairenin bazı yerlerinin ışıklı olduğu gözlemlenmişti.

1954-Ekim, Ege denizi üzerinde bir UFO akımı: 2 Ekim: İzmir’den İstanbul doğru gitmekte olan çorum vapuru yolcuları, midilli adasının üzerinden geçen bir UFO görmüşlerdi. Yolcular arasında bulunan iki ünlü profesörden Ord. Prof. Kazım İsmail Gürkan bu gözlemle ilgili izlenimlerini şöyle anlatmıştı: “bu artık kabili itiraz değildir. Zira son derece açık olarak gördüm. Gök bulutsuz pırıl pırıdı. Ben de tesadüfen midilliyi seyrediyordum. Acayip parlak bir cisim gördüm. Bu, daire değil kenarları yuvarlak bir dikdörtgen şeklindeydi ve yıldızlara benzer ışıklar saçıyordu. On beş-yirmi dakika kadar seyrettim. Vapurla aynı yönde gidiyordu. Fakat sürati çok fazla olduğu için gözden kayboldu.” Öteki Profesör Ekrem Şerif Egeli de Gürkan’ın sözlerini onaylayarak, “hava gayet açıktı, herhangi bir bulut parçası şeklinde aldanmamıza imkân yoktu” demişti.

6 Ekim,15.00: midilli adasının üzerinde uçan daireler gözlemlenmişti. Havada geniş daireler çizdikten sonra ortadan kayboldukları bildirilmişti.

9 Ekim: benzer bir gözlem daha yapılmıştı. 1954–5 Ekim,04.50, İstanbul: Ünlü yazar Ercüment Ekrem Talu, tanık olduğu bir Anagemi gözlemini şöyle anlatmıştır: “Konak otelinde kalıyordum. Sabah saat 04.50 de uyandım. Hava nasıl olacak diye bakmak üzere balkona çıktım tam o sırada Taksim yönünden yaklaşmakta olan, ateş renginde bir obje gördüm. Bu cisim ateşte kızdırılmış bir oksijen tüpüne benziyordu. Ve çevresinde rengi açık maviden kurşuniye dönüşen bir hale vardı aşağı yukarı 1000m.lik bir yükseklikte seyrediyordu. İki üç dakika içinde kayboldu. Hiç gürültü yapmıyordu.”

1954-7Ekim,13.00, Ankara: konservatuarın arkasındaki bir evde oturmakta olan, Tülin adında ortaokul öğrencisi bir genç kız, öğle yemeğinden sonra evinden çıkmış ve Cebeci köprüsünün yanında caddeye ulaştığında gökyüzünde seyreden, parlak beyaz bir obje görmüştü. Genç kızın “a!uçan daire” diye bağırması üzerine, o sırada caddeden geçmekte olan kimseler, bakışlarını göğe yönletmişler ve git gide yükselmekte olan ufoyu izleyebilmişledir. Tülin, gayet net bir şekilde gördüğü ufonun tersine çevrilmiş bir kâseye benzediğini, Yenişehir üzerinde yükselerek uzaklaştığını, belirtmiş ve gözden kaybolmazdan önce, iki dakika süreyle izleyebildiğini ifade etmişti. Mühendis Cemal Erkmen ile tüccar terzi Hasan Yücel, genç kızı gözlem yaptığı saatlerde, söz konusu ufoyu kentin bir başka yerinde gördüklerini söylemişlerdir. Birlikte yemek yedikten sonra balkonda otururken, yakaşık 1000m. Yükseklikten Keçiören sırtlarında kente doğru yaklaşan, yuvarlak ve ateş saçan bir obje görmüşlerdi. Bu vakaya paralel olarak, bir önce 6 Ekim 1954 günü öğle üzeri, Demir Karsel, hanımı ve çocuğu, Yenişehir üzerinden geçen bir UFO gözlemlemişlerdi..

1954–7 Ekim,19.00, İstanbul: Fındıklı ve Tarabya semtleri üzerinde, büyük bir hızla uçan parlak objeler görülmüştür.
1954–10 Ekim,14.00, Funda, Antalya: Funda köyünün üzerinde açılmış bir paraşüte benzeyen bir UFO gözlemlenmişti. Olayla ilgili haberde, Funda köyü sakinlerinin, Ufolara İsa’nın Gemisi adını verdileri belirtiliyordu. Bu da göstermektedir ki köylüler,UFO gözlemleriyle yerel tradisyonlarında ufolara yer verecek kadar haşır neşir olmuşlardı. Antalya’nın Harbiye mahallesinde oturan bir devlet memuru da, aynı gün uçan daireler gördüğünü ileri sürmüştü.

1954–11 Ekim,16.00, Ankara: Hacı Bayram Camii’nin tam üzerinde alçaktan geçen 3 UFO görülmüştü. Halkın on dakika süreyle heyecan içinde izlediği objeler, daha sonra süratle yükselerek gözden kaybolmuşlardır.

1954–6 Kasım, Ankara: sabahın erken saatlerinde Ankara göklerinde, oldukça yüksekten ve büyük bir hızla seyreden bir uçan puro yani Anagemi gözlemlenmişti. Arkasında bir sis tabakası bırakarak seyreden puro, derhal dikkati çekmiş ve hem Yenişehir’de hem de Ulus meydanında toplanan halk tarafından ilgiyle izlenmiştir.

Anlaşıldığına göre Ekim 1954 ve Kasım 1954 tarihlerinde, Türkiye üzerinde görülen en geniş kapsamlı UFO akınları ya d diğer bir deyimle, UFO dalgaları tezahür etmiştir. Her iki dalga da bilindiği kadarıyla, Marmara ve Ege bölgeleriyle Orta Anadolu’yu ve birincisinde Akdeniz bölgesini de kaplayan çok geniş bir alan dâhilinde gözlemlenmiştir.

İlginç olan bir husus bu dalgaların ilk gözlemleri sırasında Anagemilerin görülmüş olmasıdır. Dolayısıyla akımların başlamasına bu Anagemileri söz konusu sahaya girmeleri ve arkasından bunlara bağlı olan Öncü-Ufo filolarına dâhil ufoların uçuşlar yapmaları sebep olmuştur diyebiliriz.

1954–8–10 Kasım, Bilecik:

a) 8 Kasım Pazaryeri ve Bozöyük, Bilecik: bursa çıkışlı 9 Kasım 1954 tarihli bir haberde, şöyle denilmektedir: “Bilecik’e bağlı Pazaryerinde dün iki uçan daire görülmüştür. Halk tarafından büyük bir ilgiyle izlenen bu uçan daireler, sabah saat 9 civarında çok yüksekten parlak bir ışık halinde, geçmişler ve biraz sonra kaybolmuşlardır. Uçan daireleri bir süre sonra, daha alçak irtifada daha mat ve beyaz bir şekilde görmek mümkün olmuştur. Helezonlar çizerek birbirlerine muvazi olarak uçan bu tuhaf cisimler, bir süre sonra da Bozöyük’te görülmüşlerdir.”

b)9 ve 19 Kasım, Bilecik: 9 Kasım günü kentin üzerinde, kuzeyden gelip güneye doğru giden iki UFO görülmüştür. Ertesi gün saat 11.00 sıralarında, çok yüksekten uçan iki parlak obje, batıdan doğru yaklaşmış ve arkalarında uzun ve beyaz bir iz bırakarak, doğu yönünden sessizce uzaklaşmışlardır. Ufoların Bilecikliler tarafından on dakika süreyle izlenebildiği belirtilmiştir. Olayla ilgili haberde üzerinde durulan bir husus da, ufoların 9 ve 10 Kasım günleri değişik yörüngeler izlemelerine rağmen, her iki gözlem sırasında da kentin aynı yöresi üzerinde dönüş yaparak gözden kaybolmalarıdır.

1954-9Kasım,14.20–14.30, İstanbul: İstanbul semalarında bir Anagemi ile muhtemelen bu Anagemiden çıkmış olan bir Öncü-Ufo, görkemli bir gösteri yapmışlardır. Saat 14.20 civarında tek bir bulutun dahi bulunmadığı masmavi gökyüzünde, ince uzun gümüşi renkte parlak bir objenin çok yükseklerden uçarak, kuzey yönünde doğru kente yaklaştığı görüldü. Tanıkların uçan puro olarak tanımladıkları Anagemi arkasında beyaz köpük gibi bir iz bırakarak, kuzeyden batıya ve sonrada güneye doğru geniş bir yarım daire çizmiş ve göden kaybolmuştu. Uçtuğu yüksekliği ve kat ettiği uzun mesafeyi değerlendiren gözlemciler uçan puronun büyük bir hız yaptığı sonucuna varmışlardı. Bu gözlemden yaklaşık on dakika sonra, karşılıklı olarak yerleştirilmiş iki tencere kapağı biçiminde olan, gümişi renkteki bir objenin, Öncü-Ufonun adalar üzerinden yaklaşarak kentin üzerinde bir tur yaptığı ve yükselip, Londra Asfaltı üzerinde gözden kaybolduğu görülmüştü. Arkasında dumandan ziyada sanki çok şiddetli bir sürtünmeden dolayı aşınan ve kopan metal parçalarından oluşmuş bir iz bırakıyordu. Öncü-Ufonun Ana geminin gittiği güney yönünden doğru İstanbul’a gelmiş olması bu ufonun söz konusu Anagemiden çıkmış, olabileceğini gösteren bir husustur. Anlaşıldığına göre, İstanbul ahalisinin hemen hemen yarısı, tümüyle 15 dakika kadar süren bu ufolojik tezahürlerden bir ya da diğerini gözlemleme fırsatını bulmuştu.

1954–10 Kasım, İstanbul: İstanbullular daha henüz önceki gün gördükleri ufonun heyecanını yaşarlarken, bu kez iki ufonun yan yana kent üzerinde yaptıkları uzun bir gösteriye tanık olmuşlardı. Öğleüstü, Marmara denizinden kuzeybatıya yönünde geçerek bir eğri çizen gümüşi renkteki iki parlak obje gözlemlenmişti. Yükseklikleri tahminen 10.000m.yi buluyordu. Arkalarında koyu bir iz bırakıyorlardı. Saat 14.30 da tekrar beliren ufolar bu kez kentin üzerinde daha alçaktan uçarak gökte siyah bir iz bırakıp Yeşilköy yönünde uzaklaştılar.

1954–10 Kasım,11.00, İzmir: çok yüksek bir irtifada seyreden iki ufo, birbirlerine paralel bir uçuş düzeni içinde, arkalarında oldukça uzun, beyaz bir iz bırakarak, Cumaovası yönünden doğru kentin üzerine gelip, bir eğri çizdikten sonra Kemalpaşa yönünde uçmuş ve gözden kaybolmuşlardır. İzmirliler sokaklara dökülerek, bu objelerin geçişlerini izlemişlerdir.

1955–24 Temmuz, İzmir: sağanak halinde yağan yağmurla birlikte, gökyüzünde hızla seyreden, parlak gümüşi renkte ve puro biçiminde iki Anagemi görülmüştü. Tanıkların ilginç iddiasına göre, eksenleri çevresinde dönerek uçan puro biçimi objeler, bulutları da beraberlinde sürüklemişler ve yağmurun durduğu sırada, Alsancak yönünde gözden kaybolmuşlardı.

1955–6 Ekim,03.00, Çanakkale: kentin üzerinden arkasında beyaz bir iz bırakan parlak bir obje geçtiği görülmüştü.

1955–30 Kasım,15.30,Seferhisar, İzmir: Seferhisar’daki Sığacık koyunda balık avlamakla meşgul olan balıkçılar, alevler içinde bir objenin denize daldığını görmüşledir. Balıkçılar göz açıp kapayıncaya kadar sulara gömülen objenin, mahiyetini tespit edememiş, bu uçak olabileceğini düşünmüşlerdir. Ne var ki, derhal olay yerine gittiklerinde, hiçbir kalıntıya ya da ize rastlamamışlardır. Daha sonra da, bölgedeki yetkililer de, ne civarda havaalanlarında ne de bölge üzerinde yapılan uçuşlardan hiçbir uçağın kaybolmadığını bildirmişlerdir. Dolayısıyla söz konusu ufonun, alev görünümü yaratan kırmızı ışıklar saçarak, aynen Marmara Denizinde olduğu gibi, Ege’nin altında yer alan bir UFO üssüne yönelik uçuşu sırasında denize dalmış olması kuvvetle muhtemeldir.

1956–10 Eylül,20.00, İstanbul: penceresinin önünde çalışan bir öğrenci, parlak bir objenin Yenikapı ile Hayırsızada arasında Marmara’ya dalış yaptığına tanık olmuştur.

1957–6 Şubat,12.15,Konya: Tanıkların ifadesine göre 50cm. Eninde,15–20 m. Boyunda, ince uzun bir obje kentin 300m.kadar yukarısından uçarak geçmiş ve 20-30km.kadar yol aldıktan sonra gözden kaybolmuştur. Gümüşi metal parlaklığındaki ufonun, kuvvetli rüzgâra rağmen düz bir hat üzerinde seyrettiği görülmüştür.

1957–12 Mart, Hadım ve Bozkır, Konya: Hadim ve Bozkır kazalarının üzerinde, çok yüksekten ve büyük bir hızla seyrederek, kuzey-güney yönünde bir yörünge izleyen bir UFO görülmüştür. Arkasında bıraktığı izin, 50-60m.uzunluğunda olduğu tahmin edilmiştir.

1957–23 Nisan,20.30, Turgutlu, Manisa: ilçe üzerinde görülen parlak bir obje, batı yönünden yaklaşıp büyük bir hızla kuzeye doğru seyrederek gözden kaybolmuştur.

1957–26 Nisan, Ege Bölgesi: saat 23.30 sıralarında, güneyden Bodruma yaklaşan parlak bir obje, arkasında 15m olduğu söylenen bir iz bırakarak büyük bir hızla kuzeydoğu yönünde seyretmiş ve Milas üzerinde bir eğri çizdikten sonra kuzeye doğru uçarak gözden kaybolmuştu. 10 dakika sonra, kırmızı ışıklar çıkararak Aydın’dan İzmir’e doğru yol aldığı görülmüş kısa bir süre sonra gene yön değiştirerek güneybatıya yönelmişti. Bir süre sonra tekrar Bodrum semalarında görüldüğü ve bu kez güneye doğru seyrettiği bildirilmişti.

1957–28 Nisan,21.32 Manisa: Şehir üzerinde arkasında kendisi gibi parlak bir iz bırakan bir obje belirmiş, gökyüzünde bir süre dolaştıktan sonra kuzeybatı yönüne gitmiş, birkaç saniye sonra da Muradiye üzerinde havada asılı kalmıştır. Muradiye semalarında uzun süre sabit bir noktada bulunan ufoyu izlemek amacıyla binlerce kişi evlerinden dışarıya çıkmıştır.

1957–7 Mayıs,22.15,Kocaeli: Kocaeli iline bağlı olan Tavşancıl, Kalburcu ve Hereke köylerinin göklerinde bir süre dolaşan parlak bir obje, daha sonra kuzeye doğru kayıp gözden kaybolmuştur.

1957–15 Kasım,20.00,İzmir: Şehir göklerinde görülen çok büyük, parlak, sabit bir obje, halkı heyecanlandırmıştı. Bu ufolojik olayı gözlemlemek için kıyıya toplanan kalabalığın arasında bulunan kişiler, ufonun uzun bir süre parlaklığını kaybetmeden, Çatalkaya üzerinde asılı durduğunu sonra da aynen bir lamba gibi sönerek gözden kaybolduğunu belirtmişlerdi.

1959–20 Nisan, Marmara Bölgesi: İstanbul semalarında saat 19.57’de kuzeydoğu ve batı yönünde bir yörünge izleyen ve kentin sokaklarını gözleri kör eden mavi- yeşil bir ışıkla aydınlatan çok büyük bir obje gözlemlenmişti. Parlak obje, İstanbul üzerinde bir eğri çizerek, batı yönünde ve çok uzaklarda, yere düşer gibi gözden kaybolmuştu. Kentin her yanında görülen bu olay, halk arasında büyük heyecan uyandırmış ve değişik yorumlara yol açmıştı. Yeşilköy Meteoroloji İstasyonundaki uzmanlar, gözlemleri hakkında şunları söylemişlerdi: “iki arkadaş grup incelemesi yapıyorduk. Birden gökyüzünde kuzeyden batıya giden, parlak mavi bir cisim belirdi. On saniye süreyle kuvvetli bir ışık saçan bu cismin bir meteor olduğunu sanıyoruz. Olay, Ankara, Konya, Bandırma ve İzmir’den de görülmüştür. O sırada Marmara üzerinde uçuş halinde bulunan SAS ve KLM pilotları da hadiseyi görmüşler ve telsizle Yeşilköy’e bildirmişlerdir…”

İstanbul Üniversitesi profesörlerinden Hamit Nafiz Pamir ise, bu objenin bir meteorit olamayacağı görüşünü savunmuştur: “bu meteorit olayı değildir. Çünkü anlatıldığına göre, obje gökyüzünde yatay bir yörünge izlemiştir. Bilimsel olarak bir meteoridin havada düz bir çizgi çizmesi imkânsızdır. Eğer bir meteorit olsaydı, o zaman dikey düşmesi gerekirdi. Çünkü bir astronomik cisim üzerinde oluşan patlama sonucu meydana gelen meteoridin yerçekimine kapılarak yere dikey inmesi gerekirdi. Bu yüzden, olayı başka türlü açıklamalıyız…” olayın görgü tanıklarından olan, Beyazıt Yangın Kulesi Bekçisi, gördüklerinin kendisini heyecanlandırdığını söylemişti: “saat20.00ye geliyordu. Her yana dikkatle bakıyordum; birden,bütün şehir bir anda aydınlanıverdi.. İstanbul gündüz gibi oldu sanki.” Yeşilköy Kılavuzluk Dairesi nöbetçi memuru o güne kadar böyle bir şey görmediğini belirtiyordu: “ kuyruklu yıldız gibi bir şey gökten uzaya uzaya indi. İskemlede oturmuş denizi seyrediyordum.. her yan floresan ampulleriyle aydınlanmış gibi bembeyaz oldu. Çok parlak ve uzun cisim yine tıpkı sönen bir ampul gibi, kararıp kayboldu.”Çanakkale Biga çıkışlı haber: akşam saatlerinde, tahminen 50muzunluğunda ve 5m. Çapında çok parlak bir ışık, doğu yönünden gelerek, havada infilak etmişti. Patlamadan sonra bir uğultu ve hafif yer sarsıntısı hissedilmişti. Işık batı yönünde kaybolmuştu. Patlama tüm Çanakkale yöresinde duyulmuştu. Tekirdağ mürefte çıkışlı haber: saat 20.00 sıralarında, Anadolu kıyıları yönünden alçaktan uçarak gelen bir ışık kümesi, mürefte üzerinden batıya doğru ilerlemişti. Aynı anda işitilen bir patlama sesiyle birlikte halk sokaklara dökülmüştü.

Balıkesir çıkışlı haber: akşam vakti,saat19.50 civarlarında, gökyüzünde parlayan bir ışık hem Balıkesir kentinde hem de45km.ötedeki Susurluk, 30km. Ötedeki Kepsüt ilçeleriyle Balıkesir’in kazalarında ve köylerinde gözlemlenmişti. Olayın tanıkları ışığın kuzeye doğru bir yere düştüğünü görmüşlerdi. Nihai haber 22 Nisan 1959 tarihli gazetelerde çıkmıştı: “önceki akşam inişi görülen ışıklı büyük cismin Gönenle Tahirova arasına düştüğü sanılmaktadır. Köylülere göre toprağı 40-50m. Kadar delen cisim, 1000m. Çapında bir alanı altüst etmiştir. Düşüşten sonra yeden sular fışkırmaya başlamış yakınlarında hayvanlar saatlerce garip sesler çıkarmışlardır. Cismin düştüğü sanılan bölgedeki köpeklerin çoğu kayboluştur. Köylüler düşüş sırasında, cismin, 20km. Çapındaki bir alanı gündüz gibi aydınlattığını kuvvetli bir ışığı saatlerce sürdüğünü söylemişlerdir. Kandilli Rasathanesi Müdürü bu olay hakkındaki görüşlerini belirterek, şöyle söylemiştir: ‘ aklımıza ilk gelen ihtimal bir meteoridin düşmüş olmasıdır. Fakat, cismin bir meteoridinkine uymayan tariflerine ve yaklaşık 2000m lik bir irtifada izlediği yörüngesi bu ihtimali çürütmektedir..’”

Görgü tanıkların ifadeleri analiz edildiğinde, bu olay ile 1908 yılınsa Sibirya’da meydana gelen Tunguska olayı arasında birçok benzerliğin bulunduğu anlaşılmaktadır:

a-) objelerin tanımları: herikiside, mavimsi bir ışık bırakarak parlayan silindir biçiminde objeler olarak tanımlanmıştır. Silindir şekli, bu objelerin Anagemiler olduklarını belirlemektedir.

b-)balistik etkiler: hem Tunguska hem de Marmara olaylarındaki objelerin önünde oluşan şok dalgası, inişlerinin nihai kademesinde yere ulaştığında, bir sonik patlama meydana gelmişti.(-bu,tüm Çanakkale yöresinde duyulmuş ve bir infilak sesi olarak yorumlanmıştı-) ve bunun yanı sıra, Biga’da hissedildiği gibi, yersarsıntısına yol açmıştır.

c-)hız: Tunguska olayının görgü tanıkları, objeyi gördükleri anda, gök gürültüsüne benzer sesini de işitmişlerdi; mürefte ahalisi d sonik patlamayı, gözlemle aynı anda duymuşlardı. Tunguska olayının gizemini çözmeye çalışan Sovyet bilim adamlarından Profesör Ziyegel’e göre, bu eşzamanlılık, Tunguskadaki objenin hızının, saniyede 0,3km.kadar olduğunu göstermektedir. Anlaşıldığına göre aynı husus, Marmara olayı içinde geçerli olmaktadır.

d-) uçuş yörüngesindeki değişim: tanıkların ifadelerine dayanarak Marmara’daki objenin uçuş yörüngesini tespit ettiğimizde, objenin, batı yönünde alçaldıktan sonra, manevra yaptığı ve Gelibolu yarımadansın üzerinde bir yerde doğuya yönlediği açıkça anlaşılmaktadır. Objenin İstanbul’da ve Marmara’nın batı ucunda gözlemlendiği üzere, kuzeydoğu-batı yönünde izlediği yörünge, ancak böyle bir manevra sonucunda Gönen yakınlarındaki düşüş sahasında son bulabilirdi.
Aynı şekilde, Tunguskadaki objenin de patlamasından az önce, yönünü değiştirdiği söylenmektedir. Profesör Ziyegel, obje manevra yaptığına göre, doğal bir isim değil de yapay bir araç yani UFO olması gerektiğini belirtmiştir.

e-) düşüş noktalarının yakınında su kütlelerinin bulunması: Güney Sibirya’daki Baykal Gölü, Tunguskadan pek uzakta değildir Ve tabi Marmara’daki Ufo da Marmara Denizi üzerinde inişe geçmiştir. Aslında, düşüş noktasının kuzeydoğusunda bir ufak bir göl, Manyas gölü vardır. Her iki olayda da söz konusu objelerin bu su kütlelerine doğru yönelmiş olmaları mümkündür. Ufoların Marmara’ya dalış yaparken görüldükleri çeşitli vakalarda bu ihtimali güçlendirmektedir. Sonuç olarak insanın aklına Marmara denizinin altında bir UFO üssünün bulup bulunmadığı sorusu akla gelmektedir.

1959–25 Nisan, Eskişehir: gece yarısına doğru, kentin üzerinde çok yüksekten doğu-batı yönünde büyük bir hızla seyreden parlak bir obje gözlemlenmişti.

1959–14 Mayıs,15.05,Yerkesik, Muğla: Yerkesik nahiyesinin güneyinde tahminen 2000-3000m.yükseklikte parlak bir cismin seyretmekte olduğu görülmüştü. Halk bu gizemli objenin göğü kat edişini hayretler içinde izlerken, birdenbire bir patlama duyulmuş ve obje üç parçaya ayrılmıştı. Bu üç parça da bir süre ayrı yönlerde uçtuktan sonra, tekrar birleşip bir küre biçimini almış gözlem mahallinden uzaklaşarak yavaş yavaş gözden kaybolmuştu. Patlama sesi, civardaki ilçe ve köylerden de duyulmuştu.

1959–2 Ağustos, İstanbul: gökyüzünden geçen mavi renkte bir gece ışığı birçok kişi tarafından gözlemlemiştir.

1959–10 Aralık, Denizli: geceleyin tiren istasyonu yakınına görgü tanıklarının ifadesine göre bir otomobil büyüklüğünde olan parlak bir UFO inmişti. Objenin çevresine neşrettiği yüksek ısıdan dolayı,3m.den fazla yaklaşılamamış, ertesi sabah da ortadan kaybolduğu görülmüştür.

1960–16 Mart, Malatya: öğleden sonra, çok yüksekten göğü kat eden, son derece parlak ve şeffaf bir obje kent halkı tarafından ilgiyle izlenmiştir. Tanıkların kuzeyden gelerek batı yönünde gözden kaybolan objenin bir füzeyi andırdığını söylemeleri bunun bir Anagemi olduğunu belirlemektedir.

1962–8 Nisan,18.30,Nusaybin,Mardin: uzaktan görüldüğü kadarıyla uzunluğu 5-3m.yi bulan bir Anageminin kuzey-batı yönünde göğü kat edişi,Ceylanpınar mevkiinden net bir şekilde gözlemlenmişti.

1962–5 Mayıs,08.00,Kayseri: İncesu ve Yeşilhisar ilçeleri arasında yer alan Karasaz Bataklığına kırmızı ışıklar saçan bir ufonun daldığı görülüştü. Ufonun inişi sırasında duyulan müthiş gürültü halkı heyecanlandırmıştı.

1962–15 Eylül,05.30, Söke, Aydın: parlak bir objenin belli belirsiz bir ses çıkararak ilçe semalarından geçişi gözlemlenmiştir.

1964–1 Ocak,04.00,Artvin: kırmızı, yeşil ışıklar saçan bir UFO, güneyden doğuya doğru alçak bir irtifadan seyrederek kent üzerinden geçmişti.

1965–30 Temmuz,/2 Ağustos, Şişli, İstanbul: Şişli, Bomonti, Kazım Orbay caddesinde oturan, eski gazetecilerden Baha Özler, tanık olduğu bir dizi UFO gözlemi hakkında şu açıklamayı yapmıştır: “dairemin batıya bakan penceresinde, birincisi 30 Temmuz, ikincisi 1 Ağustos, üçüncüsü de 2 Ağustos gecesi olmak üzere üç gece ardı ardına gökyüzünde saatlerce çeşitli akrobatik hareketler yapan parlak bir cisim gördüm. İlk kez 30 Temmuz gecesi saat 22.00de gördüğüm obje çok parlak bir topaç biçimindeydi. Azıcık yukarısında çok daha küçük ve parıltısı daha az olan, üçgen biçiminde bir obje daha vardı. Büyük cisim, adeta sinyal verircesine tireye titreye ışık çıkararak bir süre sabit durdu, sonra birden yukarısındaki üçgene doğru giderek onunla birleşti. Sonra, gene bir süre sabit durdu ve akabinde, sanki arkasında itici bir güç varmışçasına, bir ok gibi aşağı- yuları ileri-geri, çok seri hareketler yaptı. Bu hareketler sırasında arkasında, şeride benzer uzun ve ince bir iz bırakıyordu. Obje bu hareketleri, o gece birkaç kez hemen hemen aynı şeklide tekrarladı. Bu fenomeni saat 01.00 e kadar penceremden seyrettim.

“31 Temmuz gecesi gökyüzü yoğun bulutlarla kaplıydı. 1Ağustos gecesi aynı cismi gene atı yönünde, ancak bu kez ufka daha yakın bir noktada, daha büyük ve daha parlak bir halde bir kez daha gözlemledim. Aynı akrobatik hareketleri tekrarladı. Sonra saat 23.00 sıralarında düz bir güney- kuzey yörüngesi boyunca hızla kaymaya başladı. Bu yöne doğru gitti gitti ve penceremin karşında düşen Neyir Mensucat Fabrikasının arkasına girerek artık görünmez oldu. Aynı objeyi üçüncü kez 2 Ağustos gecesi saat 24.00 ten sonra gene gördüm. Bu sefer gene batıda, ama göğün daha yüksek bir yerindeydi; önceki iki geceden daha küçük görünüyordu. Bir topaç gibi değil de, tam bir yıldız gibiydi. Üstündeki üçgen biçiminde küçük parıltı ise pek net seçilmiyordu. Önceki gecelerde yaptığı hareketleri aynen tekrarladı ama bu kez, yukarı-aşağı, ileri-geri hareketleri daha sık, daha uzun, daha hızlı, daha akrobatik bir tarzda ve daha aniydi. Bir ok gibi sağa sola yaptığı kayma hareketler, daha uzun sürüyordu. Arkasında, izlediği yörünge boyunca dumanlı, ince buluta benzer silik bir iz bırakıyordu. Önce yön arar gibi küçük bir kıvrılma hareketi yapıyor, sonra birden yönünü bulmuşçasına hızla yerinden fırlıyordu. Bir noktada çok kısa bir süre için durakladıktan sonra, sabahın saat 04.00üne kadar aynı akrobatik hareket devam etti.”

1965–1 ağustos,20.00, Eskişehir: tanıkların ifadesine göre, Tepebaşı semti yönünden yaklaşan yuvarlak bir obje, son derece şiddetli bir ışık neşrederek, Yıldıztepe üzerinden güneye doğru uçak kaybolmuştur. Ufoyu uzun süre gözlemleyebilen Eskişehirliler asında bulunan bir astronomi öğretmeni kişisel görüşünü şu şekilde açıklamıştır: “ bu garip cisim, ne kuyruklu yıldıza ne de jet uçağına benziyordu. Görülmemiş derecede parlaktı ve hızla seyrediyordu. 2–3 defa bulutlar arasına girdi ve gecenin karanlığı arasında kayboldu.”

1965–4 Ağustos,22.55,Bostancı, İstanbul: Bn. M.Özgüç Bostancı üzerinde beliren, kâh havada asılı duran kâh sağa sola hareket eden, çok parlak bir ufoyu on dakika süreyle gözlemlemiştir.
Güneydoğu Anadolu üzerine bir UFO akını:

1965- 4Ağustos,20.00,Malatya: gözlemle ilgili haberde şöyle denilmekteydi: “Diyarbakır yönünden geldiği sanılan ve baş tarafı geniş, dip kısmı dar şekildeki parlak obje, bir jet uçağı hızıyla seyretmiş ve bir iz bırakmıştır. Doğu-batı yönünde uçan obje, halk tarafından bir süre ilgiyle izlenmiştir.”

1965–8 Ağustos,00.30,Ergani, Diyarbakır: Ergani ilçesinde tanıklarca ışık parçaları olarak tanımlanan ve arkalarında uzun izler bırakan birkaç parlak objenin, gene tanıkların ifadelerine göre, Aydan ayrılarak uçmaya aşladığı ve sonra birleştiği görülmüştü. Yaklaşık iki dakika süren bu ufolojik tezahür sırasında, ayrıca, duvar yıkılışını andıran bir gürültü de duyulmuştu.

1965–19 Ağustos, Urfa: geceleyin iki ayrı UFO gözlemi yapılmıştı. İlkönce saat 20.00de güneybatı-kuzeydoğu yönünde seyrede yeşil ışıklı ve ekseni çevresinde dönen bir obje 8 dakika süreyle gözlemlenmişti. Daha sonra saat 21.30da birincisine benzeyen bir diğer ufonun güney-kuzey yönünden daha alçaktan uçarak geçtiği görülmüştü. Bu kez gözlem süresi 13 dakikayı bulmuştu.

1965–21 Ağustos, Gaziantep: gece yarısı Gaziantep göklerinden uçan daireye benzeyen ve saatte 2000kmyi aşan bir hız yaptığı tahmin edilen parlak bir obje geçmiştir. 3 dakika süreyle izlenen UFO, zaman zaman parlak ışıklar saçarak Urfa yönünde gözden kaybolmuştur.
Güneydoğu Anadolu’nun Ağustos 1965 UFO dalgasının tezahür etiği bir yöresinde, Nemrut dağı yer almaktadır. Dolayısıyla bu UFO akını ile Nemrut Dağı Mabedi arasında herhangi bir ilişkinin olup olmadığı sorusu akla gelmektedir. Çünkü 1960ların başlarında, Mabet, yetkililerce zirveye çıkılması için gerekli olan zorlu tırmanışı göze alan herkese açık olan bir Açıkhava müzesi haline getirilmişti. Acaba ufolar, Kutsal Dağı çevresinde devriye uçuşu yaparak, aşırı meraklı ve düşüncesiz kimselerin akınına uğraması ihtimali karşısında höyüğün sırrını koruması için Yüce Güçlere yardımcı mı oluyorlardı?

1965–23 Ağustos, 22.00, Ankara: Vural Can dairesinin balkonunda otururken, gökyüzünde değişik renklerde ışıklar saçan sabit bir obje görmüş ve gözlemini derhal yetkililere bildirmişti. Kuzeydoğu yönünde ve ufuk çizgisinin hemen üzerinde hareket etmeksizin duran UFO, bir saniye içinde sırayla, mavi, beyaz, yeşil, sarı ve kırmızı renklere bürünmüş ve aynı renklerde ışıklar neşretmişti. Tanık tarafından dürbünle incelendiğinde, sadece renk değil şekil değişikliğine de uğradığı tespit edilmişti. Ankara’nın sivil ve askeri hava alanlarında görevli olan yetkililer de bu gözlemi doğrulamışlardı.

1965-Eylül, Bilecik: Bilecik ile Eskişehir kentleri arasındaki bölgede, birkaç gece üst üste saat 22.00dan sonra parlak bir uçan obje görülmüştür. Her gece batı yönünden ortaya çıkan UFO, kuzeydoğuya doğru yönelerek gözden kaybolmaktaydı. Özellikle Sakarya Vadisinde yaşayan köylüler tarafından net bir şekilde gözlemlenen ufonun, disk biçiminde olduğu ve çevresine çok kuvvetli bir ışık neşrettiği belirtilmiştir.

1966–9 ağustos,22.45, Mersin: binlerce Mersinli gökyüzünde beliren parlak bir cismin, Toroslar’a doğru yani kuzey yönünde ilerleyerek gözden kayboluşuna tanık olmuşlardır. UFO, Mersin üzerindeyken, kent gündüz gibi aydınlanmıştır.

1966–23 Ağustos, Kandilli Gözlemevi, İstanbul: Astronom Atilla Özgüç, mutat çalışmaları sırasında, kırmızı filtre takılı olan 6inçlik bir aynalı teleskop ile Güneş üzerinde gözlemler yaparken uzun bir objenin beklide bir Anageminin Güneşin önünden geçtiğini görmüştü.Özgüç ve meslektaşı Erden Soytürk, hiç beklenmeyen böyle bir gözlem karşısında, hazırlıksız olduklarından objenin fotoğrafını çekememişlerdir.

Daha sonra teleskopun başına Soytürk geçti ve birinci gözlemden tam on yedi dakika sonra birincisinden daha küçük olan yuvarlak bir obje, muhtemelen bir Öncü-UFO gördü. Bir önceki ufonun geçtiği yönde seyrediyor ve düz bir yörünge izliyordu. Astronomlar bu kez 1/30 saniyelik bir poz vererek objeyi gösteren tek bir kareyi çekmeyi başardılar. Söz konusu fotoğrafta, Güneşin merkezi kısmının sağ üst köşesinde, siyah ve yuvarlak bir leke görülmekteydi. Gözlemevi yetkilileri fotoğrafı Amerika’daki Harvard Gözlemevinin çıkardığı “Sky and Telescope” dergisine gönderdiler. Sky and Telescope, bu resmi, Şubat 1967 tarihli sayısında “Güneş ve Beşer Yapısı Uydu” alt yazısıyla yayımladı.

Ne var ki, Ohio, Cleveland’dakiCase Teknoloji Enstitüsünden bilim adamı Victor Slabinski, fotoğraftaki objenin dünya yapısı bir uydu olamayacağını belirtti ve bunun sebeplerini açıkladı. Aralarında, Belçika’dan Jean Mecus ile California’dan Allan Harris’in bulunduğu daha başka bilim adamları da, Sky and Tlescope dergisine gönderdikleri mektuplarda, Slabinski’nin görüşünü paylaşıyorlardı. Ve nihayet bu tartışmaya NASA da katıldı ve fotoğrafın negatifini inceledikten sonra, fotoğrafı çekilmiş olan objenin dünya yapısı bir uydu olmadığını bildirdi.

O günlerde en büyük yapay uydu, Echo II’ydı. Ancak, Echo II’nın günün o saatinde Türkiye üzerinden geçmiş olması imkânsızdı. Sovyet yapısı olan Polyot ile Proton III, gözlemlenebilecek büyüklükteydiler ama Polyot’un yörüngesinin İstanbul yakınından geçmemesinin yanı sıra, Proton III’de gözlem saatinde dünyanın öteki tarafında bulunuyordu.

Üstelik bazı bilim adamlarına göre, obje, bir yapay uydu olamayacak kadar yavaş hareket etmiş olmalıydı. Slabinski’ninde dâhil olduğu bir grup bilim adamı ise, objenin resimde görülen şekli ile 1/30saniyelik bir poz süresi ile çekilmiş olan bir fotoğraf üzerinde bir uydunun imajının alacağı şekil arasında tutarsızlık olduğunu ortaya koymuşlardı. Ayrıca, dünyadan tahminen maksimum 610km.lik bir uzaklıkta, Güneş ile Kandilli Gözlemevi arasında birbiri ardına göğü kat eden bu iki objenin, ne bir doğal cisim ne de atmosferik bir fenomen olamayacağı hususu da kanıtlanmıştı.

Dolayısıyla gizemli olayları ve ufolojik tezahürleri araştırmakla ün yapan Frank Edwars’ın da belirttiği üzere, Türk astronomları son derece önemli bir UFO gözlemi yapmış ve sonuçları dünya çapında yankılar uyandıran bir UFO fotoğrafı çekmiş oluyorlardı.

1967–9 Temmuz, Akçakoca, Bolu: “yanlış hatırlamıyorsam, gün batımına doğru gözlerim ufukta parlak bir cisme ilişti. Çok yükseklerde seyretmekte ve parlak ışıklar saçmaktaydı. Çok heyecanlandım ve yanımdaki arkadaşlarıma bu yabancı cismi işaret ettim. Tarık ve Tülay Demir isimli iki kardeş olan arkadaşlarımla birlikte uzunca bir zaman bu cismi seyrettik. Parlak ışıklar saçan cisim, uzaklığına rağmen bir hayli büyük bir tencere kapağı görünümündeydi. 3veya 4 dakika sonra gözden kayboldu.”Kaynak: Ziya Tokaliç.

1968–12 Haziran ve 1969–17 Kasım, Karaman, Konya:12 Haziran 1968 tarihinde, ilçe doktorlarından biri, görünen çapı 15-20cm.kadar olan tersine dönmüş tabak biçiminde parlak bir obje gördükten sonra, ilgili haberin çıktığı 17 Kasım 1969 tarihine kadar Karaman’da 24 UFO gözlemi daha yapılmıştı. Bu gözlemler hızla uçarak geçen, ya da hareketsiz duran yahut da yön değiştiren çeşitli ufolarla ilgiliydi.

1969, Ataköy, İstanbul: Karaköy Başkomserliğinde görevli polis memuru Suha Şener, geceleyin gökyüzünü seyrederken tanık olduğu ilginç bir ufolojik fenomeni şöyle anlatıyordu: “o gece gökyüzü pırıl pırıldı. Böyle gecelerde yıldızları seyretmek çok hoşuma gider. Bir ara gökyüzünü seyrederken gördüğüm manzara karşısında şaşırıp kaldım. Bu 40m.kadar ötede gibi boşlukta duran, futbol topu büyüklüğünde, kavuniçi renkli, ışıklı bir cisimdi. Üzerinde kırmızı renkli bir kısımda görünüyordu. İşte ben cismi gördüğüm anda bu kırmızı kısım birden ışıklı küçük parçalara ayrıldı ve cisim de hızla uzaklaşarak kayboldu.”. Şener gördüğü cismin kesinlikle bir uçan daire olduğunu belirtmişti

1969,Nisan, Trabzon: iki kişinin kentin ayrı yerlerinde aynı anda gördükleri, turuncu renkli oval biçimdeki Anagemi ile dairevi Öncü-Ufolar hakkında gazetelerde “insanoğlunun aya ayak basacağı şu günlerde yurdumuzda da uçan daireler görülmeye başlamıştır.” Başlığıyla çıkan haberlerde ayrıntılı bilgi veriliyordu. Trabzon’daki Amerikan Boztepe Radar Üssü Radyosu spikeri çavuş Tom Hair ve Trabzonlu berber Osman Özçelik, birbirlerinden kiloma trelerce uzakta olmalarına rağmen, aynı uçan daireyi gözlemlemişlerdi. Bu iki tanığın söylediklerini Trabzon’a bağlı sahil kasabalarının halkı d doğrulamaktaydı. Tom Hair, Karadeniz üzerinde deniz seviyesinden tahminen 20m. Yükseklikte, havada asılı duran turuncu renkte, oval biçimde son derece parlak bir cismin kısa bir süre sonra yükselmeye başladığını ve o gövdesinden ayrılan aynı renkteki daha küçük ve dairevi biçimdeki Öncü-Ufoların ise deniz üzerinde 15 dakika kadar dolaştıktan sonra, tekrar Anagemiye dönerek oval gövdesi içinde kaybolduklarını kesin bir dille ifade etmişti. Berber Özçelik’te Amerika’lı çavuşun belirttiği gün ve saatte alığa çıktığını ve az sonra söz konusu Anagemiyi gördüğünü söylemekteydi. Özçelik Anagemi hakkında şu açıklamayı yapmıştı: koskocaman bir şeydi. Alt yanı kırmızı, üstü de sarı renkliydi. Tahminen denizden 30-35m. Yükseklikte, sağa-sola sallanıp duruyordu. Yaklaşık yarım saat kadar dolaştıktan sonra aniden hızlanarak kaybolup gitti.”

1969-20 Temmuz,01.00-02.00,Güneydoğu Anadolu:22 Temmuz 1969 tarihli gazetelerde ilginç bir UFO inişi hakkında ayrıntılı bir haber çıkmıştı.,: “ Mardin, Siirt, Diyarbakır illeri ile Oymataş köyünün çevrelediği yöreye, Cumartesi gecesi saat 01.00de, gökten çok kuvvetli ışıklar saçan bir cisim inmiştir. En büyük elektrik santrallerinin bütün elektrik gücünü birleştiren kuvvetten kat kat güçlü ve uzaktan görüldüğü kadarıyla çapı 20cm. Kadar olan bu ışıklı cisim, bölgeye inmiş ve Batman’ın Batı Raman petrol kuyularında vardiyada bulunan işçileri tarafından da görülmüştür. Işıklı cisim yere yakın bir mesafeye indiğinde, kulakları sağır edercesine bir ses meydana gelmiştir. Gece olduğunda ışığı ve korkunç gürültüyü yapan araç aranamamıştır. Sabahleyin köylülerin çoğunluğu korkmuşlarsa da, bazı meraklı kimseler olayın meydana geldiği yere gitmişlerdir. Ancak burada hiçbir ize rastlanamamıştır. Silvan kasabasının Malabadi nahiyesi civarında Diyarbakır’dan Batman’a giden kamyonet ve tankerlerin şoförleri, aynı gece sat 02.00 dolaylarında, aynı kuvvetle bir ışığın gökyüzüne son hızla çıktığını ve hızla yükselen ışığın yavaş yavaş tabak biçimini alarak gökyüzünde kaybolduğunu anlatmışlardır.”

1971–24 Aralık, Marmara Bölgesi:
İstanbullular arkasında alev görünümlü ışıklar çıkaran parlak uzun bir objenin yani Anageminin, önce kuzeybatı-güneydoğu yönünde, gökyüzünü hızla kat edişine ve sonra Marmara’nın üzerinde kayboluşuna tanık olmuşlardır. Önce saat 19.05 te Laleli semtinin üzerinden sessizce geçen daha sonra 19.10 sıralarında Moda-Fenerbahçe’den izlenmiş ve en son Adalar açıklarına Marmara’nın güneyine doğru hızla seyrettiği görülmüştür. Ufonun Ambarlı üzerinden geçişini gözlemleyen Ambarlı Santrali şoförü, tahminen boyunun 100, eninin de 30m. Olduğunu belirtmiştir. Parlak objeyi gören Yeşilköy Hava Limanı yetkilileri, mahiyetini belirleyemediklerini açıklamışlardır. Bir süre sonra Mudanya üzerinden Uludağ yöresine doğru seyrederken görülen obje hakkında, Mudanya Jandarma Karakol Komutanı muazzam büyüklükteki bir uçağa benzediğine ve 2500–3000 metrelik bir yükseklikte uçtuğuna dair açıklama yapmıştır. Jandarma Komutanı ufonun arkasından çıkan alev halindeki izin tahminen 200x50lik bir sahayı kapladığını belirtmiştir. Objenin geçişi daha sonra Bursa’nın güneyinde yer alan Keles ilçesi semalarında izlenmiş ve arkasından hem ilçe merkezinden hem de 15km. Ötedeki Baraklı köyü ile 8km. Ötedeki Belenören köyünde duyulan müthiş bir patlama sesi gelmiştir.1948 İzmit ve 1959 Marmara olaylarında olduğu gibi, bu vakada da söz konusu patlama sesinin, bir sonik patlamayla ilgili olması kuvvetle muhtemeldir.

1973–31 Temmuz, Yenikapı, İstanbul: havanın kararmakta olduğu saatlerde, arkasında yoğun bir iz bırakarak Yenikapı açıklarında Marmara’ya dalış yapan bir ufoyu görenler, heyecana kapılmışlardı.

1975- Eylül, Diyarbakır:1–5 Eylül tarihleri arasında her gece, son derece büyük bir hızla gökyüzünü kat eden parlak bir cisim görülmüş, halk bu cisme Devriye Yıldız adını takmıştı. 5 Eylül günü Lice depremi meydana geldi. Ayrıca depremden bir gece önce yaklaşık

20.15–20.30 arasında Koçaş Dağlarının arkasından, bir ark şeklinde göğe yayılan ve yarı göğü kaplayan bir ışık belirmiş ve sonradan tedricen kaybolmuştu. Kaynak: mimar İlder Tokcan

1975–9 Eylül, İstanbul: gece vakti İstanbul üzerinden güneybatı-kuzeydoğu yönünde düşük bir hızla geçen parlak bir obje, kentin hemen hemen her semtinden görülmüştür. Görgü tanıklarına göre uçuşu sırasında aniden duran obje, sağa-sola doğru zigzaglar çizmeye başlamış ve en sonunda gittikçe artan bir hızla güney yönünde uzaklaşarak gözden kaybolmuştur.

1975- 20 Eylül, Suadiye İstanbul: Bostancı- Suadiye göklerinde, gene kuzeybatı- güneydoğu yönünde bir yörünge çizerek Marmara üzerinden Adalar’a doğru ilerleyip kaybolan kor halinde alev alev parlayan bir UFO gözlemlenmiştir. Ufonun ortaya çıkışı neşrettiği kor halindeki ışıkla gök kıpkırmızı kesildiğinden, semt ahalisini telaşlandırmıştır.

1975 Eylül, Ankara: Ankara semalarında dört gece üst üste, son derece parlak sabit bir obje görülmüştür. Meteoroloji yetkilileri zaman zaman renk değiştiren bu objenin bir gözlem balonu olamayacağını belirtmişlerdir. Bu ufolojik olay ile yukarıda kaydedilmiş ve gene Ankara’da yapılmış olan 23 Ağustos 1975 tarihli gözlem arasında dikkate değer bir benzerlik vardır.

1977- 5 Mart,18.30, Yuva, Elmalı, Antalya: elmalı ilçesine 16km. Uzaklıkta bulunan Yuva köyünde, göz kamaştırıcı bir ışık saçarak gökyüzünde seyreden bir obje görülmüştü. UFO dağların arkasında kaybolmazdan önce köye ulaşan balistik dalgası, halkı korkutan bir sonik patlama oluşturmuştur. Elmalı’da dahi duyulan müthiş patlama sesi, köydeki evlerin camlarını sarsmıştır.

1977- 15 Nisan,,08.00, Marmara Denizi: 29 yaşındaki Gökalp Çelikiz, Ankara’dan İstanbul’a doğru uçmakta olan Türk Havayollarının 905 sefer sayılı DC-10 jet yolcu uçağının penceresinden kendisinden başka üç yolcuyla birlikte, dört dakika süreyle bir ufoyu gözlemlediğini açıklamıştır. Söz konusu gözlem sorasında, uçak, Marmara’nın güney kıyılarında Bandırma ile Yalova arasında kalan sahanın üzeriden uçmaktaydı. Çelikzin ifadesine göre, UFO bir disk biçiminde olup tam ortasında bir kubbe yer alıyor ve bu kubbenin tepesinden parlak ışınlar çıkıyordu. Teknik ressam olan Çelikiz, ufonun bir de eskizini çizmiştir. Çelikiz, “ uçan dairenin sabit durduğunu, daha sonra uçakla beraber seyrettiğini, fal taşı gibi açılan gözlerimizle ile seyrettik ,”demiştir.

1977- 26 Ekim, 21.05, Diyarbakır: Diyarbakır’da, bir uzaylı olabileceği belirtilen, beşer benzeri bir varlık, yani bir humanoit görülmüştü. TRT Diyarbakır Radyosu Verici İstasyonu Yayın ve Bakım Şefi Teoman Falay, Atölye Teknisyeni Musa Öner, Montajcı Tevfik Özbuydaycı ile Nezih Eroğlu, hanımları ve çocuklarıyla İstasyonun bahçesinde otururlarken, aynen bilim kurgu filmlerindeki gibi, yavaş hareketlerle uzun adımlar atarak havda yürüyen, parlak bir humanoit görmüşlerdi. Görgü tanıklarının ifadelerine göre, sırtında bir tüp, ayağında plastik bot bulunan humanoit, İstasyon Lojmanlarının birinden havalanarak bir diğerinin çatısına konmuş, 20- 30sn.kadar ada kaldıktan sonra Çınar yönüne doğru havada bir süre dolaşmış ve gözden kaybolmuştu.

Ege bölgesi yakın zamanlarda, ege denizindeki deniz hareketlerine ve Anadolu’nun ege kıyılarınca meydana gelen UFO akınlarına ilişkin gözlemlerden ötürü, halkın dikkatini çeker olmuştur. 1981 yılı başlarında, İzmirli bir işadamı ve mercan avcısı olan Refik Tanergün, gazetelerde, ege bölgesinde oluşan muamma dolu fenomenler hakkında açıklamalar yapmıştır.

Taner güne göre, Ege denizindeki deniz hareketleri, köşeleri, Midilli, Sakız adaları ile Karaburun’da yer alan, üçgen biçiminde bir saha dâhilinde yoğunlaşmaktadır. Tanergün, kendi deyimiyle bu yeni Bermuda Üçgeninin sınırları içinde birçok kaptanın ve tecrübeli denizcinin gizemli fenomenlere tanık olduklarını belirtmiştir. İzmirli amatör mercan avcısı, bu UFO üçgeni dâhilinde, UFO faaliyeti oluşturdu tehlikeli ir manyetik sahanın bulunduğuna inanmaktadır. Kendisi bu manyetik bölge içinde dev dalgaların birden bire nasıl belirdiğini şöyle anlatmıştır: “ Karaburun açıklarında, derin denizde avlanmaya çıkan çoğu balıkçı, geçtiğimiz (1980 ) Temmuz ayında meydana gelen ilginç olayı halen anımsamaktadır. O aylarda avlanan grubun 300m. Ötesinde, Midilli sahiline bakan tarafta, bir anda denizde, 35- 40m. Yüksekliğinde adeta sudan yapılmış bir perde oluştu. Bu perdenin ardından, hışırtıyı andıran bir sesle parlak bir cismin sulara gömüldüğü gözlendi. Bu bir deniz patlaması değildi. Zira deniz köpürmedi ve etki alanı sadece belirli bir noktada kaldı.” Tanergün, aynı olayın, Ağustos 1980- Ocak 1981 arası altı aylık süre boyunca birçok kez tekrarlandığını ileri sürmüştür: “ bu alanın içine düşen veya rastlantı sonucu giren bir gemi, tekne veya herhangi bir deniz aracı, alabora olmakta, adeta deniz dibine çekilmektedir. Ben, şahsen, Tahsin Kalkavan adlı Türk şilebi ile Tenya 2 adlı Yuna şilebinin bu alan içinde kaza yaptığına inanıyorum. Uzun teorik aştırmalar yapmakla, gerçek ortaya çıkabilir.”
Sözü edilen şileplerin her ikisi de, geçekten 1980 yılının son aylarında, Tanergünün tarif etti Ege Ufo Üçgeni dâhilinde kaybolmuştu. 21 aralık1980 günü Simeko adlı bir Rus şilebiyle Ertük–2 gemisinin mürettebatı Karaburun açıklarına, Türk-yunan sınırı boyunca seyreden bir geminin birden alabora olarak göz açıp kapayıncaya kadar sulara gömülüşüne tanık olmuşlardı. Daha sonradan, söz konusu geminin,

Tahsin Kalkavan adlı bir Türk şilebi olduğu anlaşılmıştı.
Ege Ufo Üçgeninin faaliyetinin, sadece yakın zamanlara değil çok eskilere kadar dayandığı belirtilmekte, Tanergün’ün bu konuda bilimsel araştırma yapılmasına ilişkin dileği haklı çıkarılmıştır. Örneğin Cumhuriyet gazetesinin 24 Mart 1958 tarihli sayısında, Karaburun açıklarında Yunan şilebi olduğu söylenen bir geminin hiçbir iz bırakmadan battığına dair bir haber çıkmıştı.

Dahası, Ege Üniversitesi Astronomi Kürsüsü öğretim görevlilerinden olan ve isimlerini açıklamayan bir grup bilim adamı Tanergün’ün iddialarını onaylamaktadırlar: “ henüz varlığını kanıtlayamadığımız bir gücü inkâr etmek, bilimi inkar etmektir. Zaman zaman gökyüzünde, yabancı cisimleri (ufoların) dolaştığı, artık bilinen bir gerçektir. Bu cisimlerin olağan üstü enerji ve güç taşıdığı da tespit edilmiştir. Örneğin, Atlas Okyanusunda geçtiğimiz(1980) Temmuz ayında görülen bu cisimlerden biri, yaydığı enerji ile dev dalgalara yol açmış, üç teknenin sulara gömülmesine neden olmuştu. Bütün bu gerçekler karşısında, Ege Denizinde meydana gelen iki gemi kazasının da bu tür hareketlerden kaynaklandığını kabullenmek istemeyenler çıkabilir. Ancak, bu, bilinen içinde bulunduğumuz yüzyıl koşulu ile açıklanmak istenmeyen, açıklanmayan gerçeklerden iridir. Egede bir manyetik alanın varlığı her an düşünülebilir. Bunu şiddetini kestirmek mümkün değildir.

Aynı bilim adamları grubu, 1979 ve 1980 yıllarında Ege kıyılarının çeşitli yörelerinde ufoların sık sık görüldüklerini ve çıplak gözle izlendiklerini belirtmişlerdir. Bu dönemde 1 Mayıs 1979 d ötekide Nisan 1980 de olmak üzere İzmir üzerinde kısa süreli iki UFO akını meydana gelmiştir. Bu arada, birçok İzmirli bu astronomları UFO gösterimleri dedikleri akınları izleme fırsatını bulmuştur. Bilim adamlarına göre İzmir üzerinde yapılan en son UFO gösterisinin tarihi 1981 yılının ilk günlerine rastlanmaktadır: “ geçenlerde iki ayrı yabancı cisim, ..Karşıyaka üzerinde ilginç bir göster yapmıştır. Karanlığı henüz basmaya başladığı dakikalarda iki ayrı yönden gelen ve sürekli ışık saçan bu cisimler, bir hayli alçalmış daha sonra Yamanlar Dağı sırtlarında gözden kaybolmuşlardır. Bu olayın tanığı bir hayli fazladır. Ancak, bu kadar tanık bulmakta güçlük çektiğimi bir başka yabancı cisimden de söz etmekte yarar vardır. Örneğin deniz- dibi yabancı cisimleri(USO’lar). Bu gün kurgu bilim türü filmlere konu olan bu cisimlerin varlığı dayarı yarıya kanıtlanmış gibidir. Etki alanı geniş, enerji küpü bu cisimler, rahatlıkla, deniz-altı ve deniz-üstü hareketlere neden olabilmektedir.”

1981- 5 Ocak,08.30,Safranbolu, Zonguldak: Safranbolu Kız Meslek Lisesi, 3/A sınıfı öğretmen ve öğrencileri, bir tepeye konan ve sonra havalanan, parlak oval biçiminde bir UFO görmüşlerdir. Öğrencilerden üçü, Neriman Küpçü, Fikriye Demir ve Hatice İnci sabahleyin derse girecekleri sırada, gökyüzünde parlak bir görmüşler ve bağırarak sınıftaki öteli öğrencilerin dikkatini çekmişlerdir. Pencereye koşan öğrenciler de, hayret içinde söz konusu objeyi izlemeye başlamışlardır. Bayan öğretmen Güler Koçak, öğrencilerin gözlem hakkındaki açıklamalarını doğrulamıştır: “ oval şekildeki cisim çok parlaktı. Ormanlık tepeye kondu. 15saniye sonra havalandı ve ışık şeklinde uzayarak kayboldu.”

1981- 16 Şubat, İzmir: akşam saatlerinde mavi ışıklar çıkararak ve kendi eksenleri çevresinde dönerek, Karşıyaka üzerinden geçen birkaç ufonun Yamanlar Dağı sırtlarında gözden kaybolduğu görülmüştü.

1981- 20 Ekim, 19.15, Andırın, Maraş: “tanımlanamayan uçan nesneyi Bayram Kırıkların evine gittiğimizde, dışarıda otururken gördük. Tam güneye düşüyordu. Çok parlak bir şekilde on dakika süreyle havada asılı şekilde görüldü. Daha sonra küçülerek ve aynı hizada giderek, 19.35 de dağların arkasında kayboldu. Kesinlikle yıldız değildi. Enine yaydığı ışık, boyuna yaydığı ışıktan daha fazlaydı. Olaya Bayram Kırık, hanımı yardımcı öğretmen Yunus Tor tanık oldular. Ertesi gün araştırdığımda Mümineli köyünden öğrencim, Yasemin Avcınında gördüğünü öğrendi; Kerimli köyünden Ömer Kadı ve ima Mustafa Sakinde tanık olmuşlardı. Ayrıca, iki öğrencim bayramın ikinci günü ayrı ayrı yerlerde hemen hemen aynı zaman dilimlerinde ses çıkarmayan, ışık saçan puro şeklinde uçan nesne gördüklerini ayrı ayrı söylediler”. Kaynak Bayram Obası Ayşepınarı İlkokul Öğretmeni İlhami Mithat.

1981- 13 Kasım, 11.00, Harbiye, İstanbul: “Notre Dome Sion Fransız Kız Lisesinde ders yapıldığı sırada gökyüzünde çok parlak bir üçgen oluşturacak şekilde duran üç ayrı obje gördük. Sınıfça pencerelere koşarak, hepimiz hayretler içerisinde objelere baktık. Bir süre sonra objeler aniden kayboldular. Uzun süre gökyüzünde kalmışlardı.” Kaynak: Notre Dome de Sion öğrencileri.
TUNALIM
Kaynak:
http://www.spiritualizm.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s