Türkiye, Rusya ile uzayı keşfedecek

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), Rusya Uzay Araştırmalar Enstitüsü (IKI) ve Kazan Federal Üniversitesi (KFU), uzayın keşfi çalışmalarına ilişkin işbirliğine gitti.

TÜBİTAK’tan yapılan açıklamaya göre, Moskova’da düzenlenen törende anlaşmayı, TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Abdullah Çavuşoğlu, Rusya Bilimler Akademisi Uzay Araştırmaları Direktörü Akademisyen Lev M. Zelenyi ve Kazan Federal Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Danis Nurgaliev imzaladı.

Zelenyi, buradaki konuşmasında, Türkiye ile uzayın keşfi konusunda daha geniş alanlarda da işbirliği yapmak istediklerini söyledi.

Anlaşma, Antalya Saklıkent Bakırlıtepe mevkisinde kurulu RTT150 teleskobunun kullanım şartlarını ve ortak uzay araştırmalarını kapsıyor. Anlaşmaya göre, en çok 3 yıllık bir geçiş dönemi olacak ve bu dönemde Türk tarafı, teleskobun kullanım zamanının yüzde 55’ini, Rus tarafı da yüzde 45’ini alacak.

X IŞINI UYDUSU

Önümüzdeki 3 yıl içerisinde Rus-Alman ortaklığında bir X ışını uydusunun (Spektrum Röntgen Gama-SRG) uzaya fırlatılması planlanıyor. Anlaşmaya göre, uzaydaki X ışını kaynakları gözlemlenecek ve ortak çalışmalar yürütülecek. Antalya Bakırlıtepe’de bulunan RTT150 teleskobu, X ışını yayan kaynakların optik olarak gözlenmesinde destek verecek. Bu dönemde zaman paylaşımı yarı yarıya olacak.

Uydunun tüm evreni tarayarak keşfedeceği X ışını kaynaklarının optik özellikleri RTT150 teleskobu ile takip edilerek araştırılacak. SRG uydusunun keşfedeceği X ışını kaynaklarının yüzde 2’si Türk tarafına (TÜBİTAK) verilecek ve ilaveten yüzde 2’lik bir dilimi üzerinde de Rus ortaklarla işbirliği yapılarak araştırmalar yürütülecek. Ayrıca sınırlı sayıda parlak X ışını kaynakları üzerinde, Rus ve Türk bilim adamları tarafından optik dışında modellemeler yapılacak.

Yıldızların yaşı hesaplandı

Bilim adamları, ilk kez dönüş hızlarından yıldızların yaşını tam olarak hesaplamayı başardı.

Amerikan Astronomi Derneği’nin Seattle kentinde düzenlenen yıllık toplantısında sunulan ve “Nature” dergisinde yayımlanan çalışma, yaşlandıkça dönüş hızları yavaşlayan yıldızların yaşının yüzde 10 hata payıyla belirlenmesini sağlıyor.

Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi araştırmacıları, 2009’da uzaya fırlatılan Kepler teleskobunun gönderdiği görüntülere kullanarak 1 milyar yaşındaki yıldız kümesinde yer alan 30 yıldızın dönüş hızını ölçtü.

Araştırmacılar, geliştirdikleri yöntemi “soğuk yıldızlar” olarak adlandırılan gökcisimlerine uyguladı. Güneş büyüklüğünde ya da daha küçük olan “soğuk yıldızlar”, Dünya’nın da içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi’nde en çok rastlanan gökcisimleri olarak biliniyor. Soğuk yıldızların büyüklüğü, kütlesi, parlaklığı ve sıcaklığı değişime uğramıyor.

Araştırmayı yöneten Soren Meibom, “Soğuk yıldızlar, sokak lambalarına benziyor ve galaksimizin en yaşlı bölgelerine bile ışık tutuyor. Soğuk yıldızlar, gençken çok hızlı dönüyor. Dönüş hızları, yaşlandıkça azalıyor” dedi.

Üzerinde büyük lekeler bulunan genç yıldızların yaşını belirlemenin daha kolay olduğunu belirten Maibom, “Yaşlı yıldızlarda hem daha az hem de daha küçük lekeler var. Bu da yıldızların yaşını belirlemeyi güçleştiriyor. Biz, Kepler teleskobunun kullandığı görüntüleri kullanarak 1 milyar yaşındaki, NGC 6819 yıldız kümesinde bulunan yıldızların dönüş hızını ölçtük. Bu kümedeki soğuk yıldızlar, dönüşlerini 10 günde tamamlıyor. Bu yöntemle yıldızların yaşını yüzde 10 hata payıyla belirleyebiliyoruz” dedi.

Dönüşünü 26 günde tamamlayan Güneş, 4,6 milyar yaşında.

Yıldızların yaşını belirlemek, astronominin en önemli sorunlarından biri kabul ediliyordu. Yıldızın yaşının dönüş hızına bakılarak belirlenmesi fikri, ilk kez 1970’lerde ortaya atılmıştı.

Rusya artık uzaya bağımsız erişim imkanına sahip

Rusya artık uzaya bağımsız erişim imkanına sahip

Rusya uzay alanında büyük bir başarıya imza atarak uzaya bağımsız erişim imkanına sahip oldu. Yeni Rus ekolojik temiz roket taşıyıcısı ağır sınıf “Angara-A5”, Rusya’nın kuzeybatısındaki Arhangelsk Bölgesi Plesetsk hava üssünden fırlatıldı. Bu ağır Angara-A5’in ilk deneme fırlatımı oldu.

 Ayrılmaz bir parça olan kargo düzenli roket taşıyıcısı yaklaşık 30 bin kilometre yükseklikteki yörüngeye gönderildi. Bugüne kadar ağır sınıf roket taşıyıcıları sadece Baykonur uzay üssünden fırlatılırdı. Bu uzay üssü SSCB’nin dağılmasının ardından Kazakistan’a ait olmuştu. Astana ile Moskova arasında imzalanan uzay üssü kiralama anlaşması 2050 yılına kadar yürürlükte kalacak. Bu nedenle tüm fırlatımlar dost ama egemen bir devletin kontrolü altında gerçekleştiriliyor. Uzay Bilimleri Dergisinin baş editörü, Rusya Tsiolkovskiy Uzay Bilimleri Akademisi üyesi İgor Marinin, Angara’nın deneme fırlatımının bu durumu kökten değiştirdiğini kaydederek şunu söyledi:

‘Fırlatım çok başarılı geçti. Bu, eşi olmayan bir roket taşıyıcısıdır. O sadece Baykonur uzay üssünden değil kuzeydeki Plesetsk hava üssünden de uyduları jeostasyoner yörüngeye fırlatabilir. Yani bu roket sayesinde Rusya uzaya bağımsız erişim imkanına sahip olmuş oldu. Ayrıca Angara’nın gelişme perspektifleri vardır. Bütün bu faktörler Rusya’nın uzay alanında yeni bir atılım gerçekleştirmiş olduğunu gösteriyor.

Yeni roket taşıyıcısı ekolojik temizdir. Motorları için yakıt olarak son derece toksik madde olan geptil değil gazyağı ile oksijen kullanılıyor. Ağır sınıf Angara ile uzay aracının fırlatımının 2016-2017 yıllarında yapılması planlanıyor.
Kaynak: http://turkish.ruvr.ru/2014_12_23/Rusya-uzay-sahip/

Rusya, Mars seyahati için füze üretecek

Rusya, Mars seyahati için füze üretecek

TASS’ın bildirdiğine göre Rusya Hükümeti’ne onaylanması amacıyla gönderilen Derin Uzay Bölgesi’nin Araştırılması Projesi çerçevesindeki taşıyıcı füze 2014 yılında hazır olacak.

Mars’a uçuş misyonu uluslararası katılımla gerçekleştirilecek. Rusya Hükümeti’ne sunulan projede Yüksek Ağırlık Sınıfında 160 ile 200 ton arasında yük taşıyacak füzenin, uluslararası işbirliği çerçevesinde Mars’a seyahat için 2040 yılına kadar üretilmesinin öngörüldüğü belirtiliyor.

Bunun yanında Rusya’nın yeni uzay programı çerçevesinde 2028 yılına kadar Ay gezegenine seyahat için Yüksek Ağırlık Sınıfı, 80 ile 85 ton arasında yük taşıyabilecek füze üretilecek. Rusya ayrıca, 2028 yılında Ay yörüngesinde uzay üssü kurulması için çalışmalara başlayacak.

Rosetta: Kuyruklu yıldıza tarihi iniş

Avrupa Uzay Ajansı’na (ESA) ait Rosetta uydusundan ayrılan Philae adlı uzay aracı, Türkiye saatiyle 18.05’te yeryüzünden 510 milyon kilometre uzaklıktaki “67P” adlı kuyruklu yıldıza indi.

Misyonun başarıyla tamamlanmasıyla tarihte ilk kez bir uzay aracı, kuyruklu yıldıza inmiş oldu.

Philae’in iniş operasyonun başında yer alan Stefan Ulamec, “Evet oradayız. Philae bize cevap veriyor. Bize ilk olarak, zıpkınların ateşlendiğini, sabitlendiğini ve iniş takımlarının devreye girdiğini bildirdi. Artık yüzeyin üstündeyiz, Philae bizimle iletişim içinde. Görevini yerine getirdi” dedi.

ESA Genel Müdürü Jean-Jacques Dordain ise inişin başarıyla tamamlanması sonrası “Bu uygarlık için büyük bir adım” diye konuştu.

100 kilogram ağırlığındaki Philae’in yolculuğu yaklaşık yedi saat sürdü.

Dünya’dan 510 milyon kilometre uzaklıktaki kuyruklu yıldızın baş kısmına yaptığı iniş son derece zorlu bir sınavdı.

İniş alanı düz değildi; bölgede uçurumlar, kayalar ve bazı sarp eğimli noktalar vardı.

Üstelik kuyruklu yıldızdaki yerçekimi kuvvetli olmadığından, aracın yumuşak iniş yapamayıp tekrar uzaya fırlama tehlikesi de bulunuyordu.

Ancak yolculuk başarıyla tamamlandı. ESA da bu yolculuğu sosyal medyada Rosetta Missionve @Philae2014 hesaplarından adım adım paylaştı.

2004’te fırlatıldı

Kuyruklu yıldıza yolculuk ilk kez 1980’li yıllarda planlandı. Rosetta ise 2004’te uzaya gönderildi.

Projenin maliyeti 1 milyar dolardan fazla.

“67P”nin yaşının dört milyardan fazla olduğu düşünülüyor.

İnişin başarıyla tamamlanması ardından, kuyruklu yıldızdaki buz ve toz tabakaları yakından incelenecek.

Bilim adamları bu incelemenin Güneş Sistemi’nin ve Evren’in nasıl oluştuğunun anlaşılmasına yardımcı olmasını umuyor.

Uzayda yaşam mümkün olacak mı?

BBC Future 21 Ekim’de Dünyayı Değiştiren Fikirler Zirvesi düzenliyor.

Zirvede bilim, teknoloji ve sağlık alanındaki ilginç gelişmeler ele alınacak. Tartışılacak konular arasında insanların günün birinde Dünya dışında kurabileceği uzay kolonileri de bulunuyor.

Uzayda koloni kurma fikrini neden ciddiye almak gerekir?

Gezegenimizin nüfusu hızla artarken yaşayacak alan ve kaynaklar için rekabet sorunu bazı insanları Dünya’nın ötesine bakmaya yöneltti. SpaceX adlı uzay turizmi şirketinin girişimcisi Elon Musk, “Herhangi bir felaket halinde insanlığın varlığını korumak için birçok gezegende yaşam olanağının araştırılması gerektiğine” inanıyor.

Bu vizyon size inandırıcı gelmese de insanın keşfedilmemiş olanı keşfetme içgüdüsünü görmezlikten gelmek zor. İşte bu güdü, insanları gezegenimizin güvenli sınırlarının ötesine bakmaya yöneltiyor. Aslında bunu başarmak düşündüğümüzden daha kolay olabilir. Eski astronot Jeffrey Hoffman’a göre Güneş Sistemi’nde yakın birkaç yere gidebilme hayali kurmamızı sağlayacak teknolojiye sahibiz. “Ay az ötemizde, Mars ise hiç de uzak değil. Bu yolculukların yapılmasını sağlayacak bazı adımların birkaç yıla kadar atıldığını görmek mümkün,” diyor Hoffman.

Uzay kolonisi nasıl olacak?

Bu konuda ilk fikri 1920’lerde Avustruya-Macaristanlı ilk roket tasarımcısı Herman Potoçnik ortaya attı. Potoçnik’in hayal ettiği şey, UFO benzeri dairemsi bir uzay aracıydı. Bu araç yapay yerçekimi yaratmak için dönüyor, enerji ihtiyacı içinse güneş ışınlarını odaklayacak içbükey bir ayna kullanıyordu. Bu fikir ne kadar inanılmaz gelse de yıllarca etkisini yitirmedi. 1970’lerde Princeton Üniversitesi fizikçisi Gerard O’Neill ile daha sonra dünyanın en eski uzay topluluğu olan İngiltere Gezegenlerarası Dernek (British Interplanetary Society) bu fikre sahip çıktı. Uçan uzay kolonileri fikrini bir kenara itmeden önce şunu belirtmekte yarar var: BIS, insanoğlu Ay’a ayak basmadan 30 yıl öncesinde bu yolculuğu öngörmüştü.

Mars’ta ya da başka bir gezegende yaşam mümkün mü?

Diğer uzmanlar ise uzay araçlarıyla uzay boşluğunda koloniler kurmak yerine, bir gezegende ya da Ay’da insanın yaşamını sürdürmesi için gerekli unsurları içeren yapay bir “biyosfer” yaratarak yaşam alanı oluşturma fikrini daha akla yatkın buluyor. Bu konuda ilgi odağı Mars oldu ve 2025’e kadar orada yeni bir medeniyet yaratılmasını hedefleyenler var. Hollandalıların 2012’de başlattığı Mars One projesine 200 bin başvuru yapıldı. Bunlar arasından seçilen 40 kişiye eğitim verilerek realite şov programlarına hazırlanıyor ve bu şekilde projeye gelir sağlanmaya çalışılıyor. Elbette bu projeye karşı çıkanlar da var; fakat uzayda koloni kurulması fikrine yönelik ilgiyi göstermesi bakımından önemli.

Dev bir Mars Koloni Taşıtı ile Kızıl Gezegen’e insan taşımanın SpaceX yöneticisi Musk’ın da hedefleri arasında olduğu söyleniyor. Musk bunun sadece bir başlangıç olacağına, “Mars’ta koloni kurulduktan sonra bunun tüm Güneş Sistemi’ne de yayılabileceğine” inanıyor. Musk, hızlı uzay araçlarının yapılması halinde Jüpiter’in aylarında, hatta göktaşlarında bile koloni kurulabileceğini ifade ediyor.

Uzaya nasıl gidilecek? Uzayda yaşam nasıl mümkün olacak?

Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yaşam, uzay kolonilerinde karşılaşılacak sorunlara dair fikir veriyor. İstasyondaki altı kişiye su taşıma gideri yılda 2 milyar doları buluyor. Gıda ve oksijen tedariki masrafları da cabası. Bu nedenle, uzay kolonisinin kendi kendine yeterli hale getirilmesi adıl ideal olanı.

Bir de insan vücudunun maruz kalacağı sorunlar var: Yerçekimi azlığı kemik ve kaslarda zayıflığa ve kafada basınç birikimine neden oluyor; bu ise geçici ve kalıcı göz sorunlarına yol açıyor. Uzaydaki radyasyon katarakta yol açabileceği gibi kanser riskini de arttırıyor. Öte yandan uyku sorunları ve yalnızlık ruh sağlığını olumsuz etkiliyor. Uzay kolonilerinde bu tür sorunların çözülmüş olması gerekiyor.

Kapalı bir mekânda sosyal ilişkilerin nasıl etkileneceği sorunu da var elbette. Moskova’da Mars500 projesi kapsamında yapılan deneylerde altı kişi 520 gün süreyle 80 metrekarelik bir alanda yaşamak zorunda bırakıldığında birçoğunda uyku, algı ve depresyon sorunlarının ortaya çıktığı gözlendi.

İzole olmuş insanların nasıl yönetileceğine, bu yeni toplumlarda çatışmaların nasıl önleneceğine dair siyasi sorunlar da cevap bekliyor. Bazı bilim insanları ve felsefeciler gelecekte ortaya çıkması muhtemel bu medeniyetler için bir “haklar bildirgesi” hazırlamaya girişti bile.

Diyelim ki başardık; uzayda doğan ve yaşayan insanlar bizlerden farklı mı olacak?

İnsanların uzayda üreme yeteneğine sahip olacağını varsayarsak, ki astronotların karşılaştığı sorunları düşündüğümüzde bunun kesinliği söz konusu değil, bu izole kolonilerin kendine özgü kültürleri olacaktır. Bunlar belki kendi dillerini geliştirecek, hatta yeni fiziksel özelliklere bile sahip olabilecekler.

Portland Üniversitesi’nden Cameron Smith’e göre, 2000 kişilik bir uzay kolonisi 300 yıl içinde bizden farklı bir görünüme sahip olacak, farklı davranış biçimleri geliştirecektir; farklı saç yapısı, farklı bir deri, düşük yerçekimine uygun ve manevra yeteneği daha yüksek bir vücut şekli vb. gibi.

Hatta Smith, bu yeni kolonilerin genetik mühendislik yoluyla yeni organlar bile tasarlayabileceklerine inanıyor; örneğin kozmik ışınlardan korunmak amaçlı organlar, ya da karbondioksitten oksijen sağlamayı kolaylaştırıcı solungaçlar gibi. Böylece Marslılar yapay biyosferden çıkıp yeni evlerine tam olarak yerleşmiş olacaklar.

Bu makalenin İngilizce aslını BBC Future’da okuyabilirsiniz.


NASA, Halloween kabağına benzeyen Güneş’in fotoğrafını yayınladı

NASA, Halloween kabağına benzeyen Güneş’in fotoğrafını yayınladı

Photo © : RIA Novosti ”

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA, internet sitesinde, Cadılar Bayramı olarak bilinen Halloween’in simgesi kabak gibi görünen Güneş’in fotoğrafını yayınladı.

Sosyal paylaşım sitesi Twitter kullanıcıları, benzerliği doğrulayarak aktif bir şekilde fotoğrafı retweet etmeye başladı.

RIA Novosti

NASA uzmanları, böyle bir görüntü elde etmek için Güneş’in farklı dalga boylarında yapılan birkaç fotoğrafını birleştirdi.

Mars’a ulaşımı sağlayacak uzay asansörü

Mars’a ulaşımı sağlayacak uzay asansörü

Photo © :  aspekty.net

Rus bilimciler uzay asarsörü geliştirmek girişiminde bulundu. Uzay asansörü geliştirilince tüm dünya uzmanlarını ilgilendiren çok önemli bir sorunun çözüm yolunun açılacağı umulmaktadır.

İnsanın Marstan Yere dönmesi,söz konusu sorundur.

Kimileri, insanlı uzay aracının Mars’a ilk uçuşunun daha 2018-de yapılacağını söyliyor. Ama Mars’a gitmek kafi değil, Mars’tan Yere dönmek te gerek. Füze ile bunun gerçekleştirilmesi çok masraflı ve zor olur. Çünkü birkaç saniye içinde yanacak yüzlence ton yakıtın Mars’a ulaştırılması gerekecek.Uzay asansörü geliştirme projesi Mars ile uydusu Fobos arasında halatın çekilmesini öngörüyor. Böylece iki gezegeni bir birine bağlayan bir çeşit teleferik meydana getirilecek. Uzay asansörü geliştirmek fikri yeni hiç te değil . Uzay araştırmalarında öncü olan Rus bilimci Konstantin Tsiolkovskiy daha 19. Yüzyılın sonlarında uzay asansörü yapmak fikri öne sürdü.Sonradan Rus bilimciler Aleksandr Bagrov ve Vladislav Leonov araştırmalar yapmakla bu fikri geliştirdi.

Bunlar ilk önce insan ve yükleri Ay’a ulaştıracak uzay asansörü meyadara getirmek projesi geliştirdi. Bu projeye göre,geçegenimizle Ay arasında halatın çekilmesi gerekir. 400 bin kilometrelik nanoborulardan oluşan halatın bir ucu Ay’da tesbit edilecek.Diğeri Dünya yüzeyinin 50 kilometresinde bulunacak. Böylece asansöz kabini stratosferde kalarak rüzgardan etkilenmeyecek. Yükler asansöre uçaklarla ulaştırılacak. Manyetik levitasyon asansör kabininin hareket etmesini sağlayacak.

Kütlesi Ay’ın kütlesinden milyonlarca misli az olan Fobos’un bir yanı daima Mars’a dönüktür. Bunun için uzay asansörü halatının bir ucu, Fobos’un Mars’a dönük kesiminde tesbit edilebilir,diğeri Mars’ın yüzeyine indirilebilir. Ama Fobos saniyede 2 kilometre hızıyla Mars’ın çevresinde döndüğü için asansörün halatı böyle hızla Mars’ın . çevresinde hareket edecek. Bunun için uzay aracının Mars’tan Fobos’a ulaştırılması için asansörü yakalayıp tutmak gerekecek.

Bilimciler bu amaçla uçak gemilerindekine benzer bir sistem yapmak önerisinde bulunuyor. Mars düzeyinde halat ilmiği, asansörün alt kesiminde de kanca olacak. Fobos hareket ederken kanca halat ilmiğinin içine girmekle bunu ve uzay aracını kapmakla tutacak. Uzay aracı manyetik levitasyonun etkisiyle hızını alacak ve gereken noktada asansörden ayrılıp Yere hareket edecek.

Ancak günümüzde kimse Mars’a gitmiyor. Bagrov ve Leonov ‘un kanısına göre uzay asansörü Gezegenimizi radyoaktif çöpten arındırmak için kullanılabilecek. Radyoaktif çöp uzay asansörüyle Güneşe ulaştırılarak gerek Güneşe gerekse Gezegenimize zarar vermeden yanacak.

“Ekzomars” projesi ivme kazanıyor

“Ekzomars” projesi ivme kazanıyor

Bilim adamları, Rus-Avrupa “EkzoMars” projesinin hazırlık çalışmalarında ilerlemiş oldular. Proje, 2016 ile 2018 yıllarında Mars’a doğru araştırma komplekslerinin gönderilmesini öngörüyor.

Birine 2019’da Avrupa ATV’li Rus bilimsel platformunun iniş yapması gerekecek gezegende 4 potansyel yer belirlenmiş oldu.

Seçilen noktalar gezegenin ekvatoru yakınında, kurumuş çayların killi yatakları ile engemeli ovada bulunuyor. Gerek jeoloji, gerekse mikroorganizmaların aranması açısından bu son derece ilgiçekici bir bölge. Eskiden buranın daha sıcak ve nemli olması yüzünden, ilkel yaşamın meydana gelmesi daha olasıdır. Mars cihazı bu hayatın arayış çalışmalarına katılacak. Bir bütün olarak projeye gelince, Uzay Araştırmaları Enstitüsü (UAE) müdürü Lev Zelönıy şunları anlattı.

“EkzoMars” projesi 2016 ve 2018 yılları olmak üzere iki aşamadan oluşuyor. Birinci aşamada Rusya’nın katılması “Proton” füzesi ve Avrupa “ESG Orbiter Trace” yörünge aygıtının içeriğini sevketmekten oluşuyor. Aygıt, Mars’ın atmosferinde gazların izlerini araştıracak. Herkesi metanın dağıtımı ilgilendiriyor.

Mars’a metan nerden gelmiş? Bu büyük bir sır. Sözü edilen gaz güneşin ültravyole ışınımlarının etkisi altında dağılıyor. Bu demektir ki, metan sürekli olarak bir yerden geliyor. Onun olası kaynakları arasında gezegende faaliyette bulunan volkanların olmamasına rağmen ya volkanlar, ya da bakteriler. Bu demektir ki bakteriler şimdiden gezegende yaşıyor. Aygıtlar bunu tespit etmeye yardım edecek.

İlk “Proton” ile birlikte Avrupa iniş modülü de uçuş yapacak. Onun başlıca amacı, Avrupa Uzay Ajansı (AUA) için Mars atmosferine giriş, alçalma ve iniş ile ilgili yeni teknolojileri mükemmelleştirmek. Lev Zelönıy 2018 start yapacak misyon aşamasının daha yoğun olacağını bildiriyor.

Yine Rusya “Proton” füzesini sağlayacak, ayrıca Mars yüzeyine “Paster” adlı Mars aygıtını götürecek iniş platformunu ulaştıracak. “Paster” Mars aygıtı, AUA tarafından yapılarak toprakta 2 metre derinliğe ulaşabilecek sondaj tesisini içeriyor. Rusya aygıtı ulaştırmaktan başka bilimsel programına da katılacak. Karmaşık roveri titizlikle gezegene indirdikten sonra, biz Rus programı gereğince çalışmasını sürdüreceğiz.

AUA tarafından sağlanacak avadanlık dışında aygıtta, yüzeyin mineraloji analizini gerçekleştirecek ve su buzunun arayışıyla uğracacak Rus cihazları kurulacak. Sözü edilen bilgiler de dolaylı olarak varsayımsal mikroorganizmalar için daha olumlu yerleri tespit edecek. Platforma gelince, üzerinde toprağı emme sistemi de içinde gezegenin yüzeyinde çevreyi inceliyecek geniş bilimsel kompleks kurulacak.

Aralık ayında “EkzoMars” ile doğrudan ilişkisi olan olay yer alacak. AUA’ya üye olan ülkelerin oturumu düzenlenecek. Oturumda Avrupalıların aygıtlarını kuramayacakları ek ödeneklerin ayrılması hakkında kararların alınması öngörülüyor. Söz konusu milyonlarca Auro. Gözlemcilerin tahminlerine göre, karar olumlu olacak: söz konusu bu kadar önemli uzay projesi iken, devletlerarası ilişkilerdeki karmaşıklıklar bırakılmalıdır.
Kaynak: http://turkish.ruvr.ru/2014_10_06/Ekzomars-projesi-ivme/

Rusya geniş kapsamlı Uluslararası İklim Sözleşmesinin imzalanmasından yanadır

Rusya geniş kapsamlı Uluslararası İklim Sözleşmesinin imzalanmasından yanadır

Rusya yeni Uluslararası iklim değişikliği Sözleşmesinin çabuk olarak hazırlanmasından yanadır.

Rusya Devletbaşkanlığı İdaresi başkanı Sergey İvanov, Çin’in Guyan kentinde yapılan Uluslararası Ekoloji Forumunda konuşurken insanlık, bir yandan topluma refah sağlayacak, öbür yandan da doğaya fazladan baskıdan koruyacak yeni bir gelişme modeline muhtaçtır,dedi.

180’i aşkın ülke tarafından imzalanan Birleşmiş Milletleri İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 20 yıl önce yürürlüğe girmiştir. Fakat dünyada ekolojik durum iyileşmiyor. Vakti ile çok önemli bir belge olarak değerlendirilen Kyoto Protokolünün bugün tamamen eskimiş olduğu açıktır. Bu belgede vakti ile endüstrisi doğaya başlıca zarar veren yalnız sanayileşmiş ülkelerin sera gazları salınımını azaltmaları isteniyordu. Bugün ise atmosferi en çok kirleten, sanayileşmiş ülkeler değil, gelişme halindeki ülkelerdir. Bu bağlamda ekoloji konulu istemlerin gözden geçirilmesi ve İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine daha adil ve geniş kapsamlı karakter kazandırılması gereği oluştu. İlgili çalışmalar birkaç yıldır sürdürülüyor. Dünya Yaban Doğası Fonu İklim programı yöneticisi Aleksey Kokorin tüm güçlüklere rağmen Sözleşmenin hazırlanacağı ve tüm ülkeler tarafından onaylanacağı kanısını belirterek şunu söyledi:

Varılan mutabakata göre Sözleşme, tüm ülkeler için üniversel karakter taşıyacak. Kyoto Protokolüne uygun olarak yalnız gelişmiş ülkeler sera gazları salınımını azaltmayı üzerine almıştı.. Yeni Sözleşmeye göre tüm ülkeler “aidat” olarak adlandırılacak yükümlülükleri üzerlerine alacaklar. Her ülke kendi yükümlülüklerini bizzat belirleyerek bunları diğer ülkeler ile koordine edecek. Sözü geçen yükümlülükler kabul edilecek ve zaman zaman gözden geçirilecek. Bundan başka yükümlülüklerin yerine getirilmesi üzerinde uluslararası düzeyde zorunlu monitoring uygulanacak.

Söz konusu yalnız belirli süre için sera gazları salınımını azaltma yükümlülüğü değildir. İklim değişikliliği karşısında bilhassa zor duruma düşen ülkelere finansal yardım yapılması gerekeek. Kim kime ne kadar para verecek? Bu sorunlar eskisi gibi başlıca engel olarak kalıyor. Dünya Yaban Doğası Fonunun Rusya temsilcisi Aleksey Kokorin bu hususta şunları söyledi:

Birleşmiş Milletlere üye ülkeler arasında formel olarak Birleşmiş Milletlerde ve İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinde gelişme halindeki ülkeler olarak sayılan, gerçekte ise çoktan gelişmiş ülkelere dönüşen oldukça büyük sayıda ülkeler var. Bu, Singapur,Suudi Arabistan, Küveyt, Güney Kore ve bazı diğer ülkelerdir. Güney Kore hariç sözü geçen ülkeler eski statüsünü korumak ve yarı zorunlu yükümlülüklere sahip olmak istiyorlar. Fakat bu, saçma bir şey olacak.Suudi Arabistan’ın, Bangladeş veya Burkina-Faso ile aynı yükümlülükleri olabilir mi? Bunun için bazı ülkelerin direnişini yenmek gerekecek.

Fikir ayrılığının giderilmesi için birbuçuk yıl kadar süre var.Görüşmeler takvimi çok yüklüdür. Bu yılın Eylül ayında Nev-York’ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin girişimi üzerine İklim değişikliği Zirvesi düzenlenecek. İlgili çalışmalar Ekim ayında Almanya’nın Bonn kentinde ve Aralık ayında Peru’nun Lima kentinde yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine katılan ülkelerin katılımı ile düzenlenecek konferansta sürdürülecek.

Ekoloji ile ilgili tüm yükümlülüklerini, bu arada Kyoto Protokolü ile ilgili yükümlülüklerini noktası noktasına yerine getiren Rusya, Kyoto protokolünün yerini alacak ve tüm ülkelerin iklim ile ilgili sorumluluğunu belirleyecek geniş kapsamlı Uluslararası İklim Değişikliği Sözleşmesinin Paris’te 2015 yılının sonlarında imzalanacağını umıyor.