Rusya geniş kapsamlı Uluslararası İklim Sözleşmesinin imzalanmasından yanadır

Rusya geniş kapsamlı Uluslararası İklim Sözleşmesinin imzalanmasından yanadır

Rusya yeni Uluslararası iklim değişikliği Sözleşmesinin çabuk olarak hazırlanmasından yanadır.

Rusya Devletbaşkanlığı İdaresi başkanı Sergey İvanov, Çin’in Guyan kentinde yapılan Uluslararası Ekoloji Forumunda konuşurken insanlık, bir yandan topluma refah sağlayacak, öbür yandan da doğaya fazladan baskıdan koruyacak yeni bir gelişme modeline muhtaçtır,dedi.

180’i aşkın ülke tarafından imzalanan Birleşmiş Milletleri İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 20 yıl önce yürürlüğe girmiştir. Fakat dünyada ekolojik durum iyileşmiyor. Vakti ile çok önemli bir belge olarak değerlendirilen Kyoto Protokolünün bugün tamamen eskimiş olduğu açıktır. Bu belgede vakti ile endüstrisi doğaya başlıca zarar veren yalnız sanayileşmiş ülkelerin sera gazları salınımını azaltmaları isteniyordu. Bugün ise atmosferi en çok kirleten, sanayileşmiş ülkeler değil, gelişme halindeki ülkelerdir. Bu bağlamda ekoloji konulu istemlerin gözden geçirilmesi ve İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine daha adil ve geniş kapsamlı karakter kazandırılması gereği oluştu. İlgili çalışmalar birkaç yıldır sürdürülüyor. Dünya Yaban Doğası Fonu İklim programı yöneticisi Aleksey Kokorin tüm güçlüklere rağmen Sözleşmenin hazırlanacağı ve tüm ülkeler tarafından onaylanacağı kanısını belirterek şunu söyledi:

Varılan mutabakata göre Sözleşme, tüm ülkeler için üniversel karakter taşıyacak. Kyoto Protokolüne uygun olarak yalnız gelişmiş ülkeler sera gazları salınımını azaltmayı üzerine almıştı.. Yeni Sözleşmeye göre tüm ülkeler “aidat” olarak adlandırılacak yükümlülükleri üzerlerine alacaklar. Her ülke kendi yükümlülüklerini bizzat belirleyerek bunları diğer ülkeler ile koordine edecek. Sözü geçen yükümlülükler kabul edilecek ve zaman zaman gözden geçirilecek. Bundan başka yükümlülüklerin yerine getirilmesi üzerinde uluslararası düzeyde zorunlu monitoring uygulanacak.

Söz konusu yalnız belirli süre için sera gazları salınımını azaltma yükümlülüğü değildir. İklim değişikliliği karşısında bilhassa zor duruma düşen ülkelere finansal yardım yapılması gerekeek. Kim kime ne kadar para verecek? Bu sorunlar eskisi gibi başlıca engel olarak kalıyor. Dünya Yaban Doğası Fonunun Rusya temsilcisi Aleksey Kokorin bu hususta şunları söyledi:

Birleşmiş Milletlere üye ülkeler arasında formel olarak Birleşmiş Milletlerde ve İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinde gelişme halindeki ülkeler olarak sayılan, gerçekte ise çoktan gelişmiş ülkelere dönüşen oldukça büyük sayıda ülkeler var. Bu, Singapur,Suudi Arabistan, Küveyt, Güney Kore ve bazı diğer ülkelerdir. Güney Kore hariç sözü geçen ülkeler eski statüsünü korumak ve yarı zorunlu yükümlülüklere sahip olmak istiyorlar. Fakat bu, saçma bir şey olacak.Suudi Arabistan’ın, Bangladeş veya Burkina-Faso ile aynı yükümlülükleri olabilir mi? Bunun için bazı ülkelerin direnişini yenmek gerekecek.

Fikir ayrılığının giderilmesi için birbuçuk yıl kadar süre var.Görüşmeler takvimi çok yüklüdür. Bu yılın Eylül ayında Nev-York’ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin girişimi üzerine İklim değişikliği Zirvesi düzenlenecek. İlgili çalışmalar Ekim ayında Almanya’nın Bonn kentinde ve Aralık ayında Peru’nun Lima kentinde yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine katılan ülkelerin katılımı ile düzenlenecek konferansta sürdürülecek.

Ekoloji ile ilgili tüm yükümlülüklerini, bu arada Kyoto Protokolü ile ilgili yükümlülüklerini noktası noktasına yerine getiren Rusya, Kyoto protokolünün yerini alacak ve tüm ülkelerin iklim ile ilgili sorumluluğunu belirleyecek geniş kapsamlı Uluslararası İklim Değişikliği Sözleşmesinin Paris’te 2015 yılının sonlarında imzalanacağını umıyor.

Bilim adamları uzayda Güneş’in kızkardeşini buldular

Bilim adamları uzayda Güneş’in kızkardeşini buldular

Rusya, ABD ve Avustralya’dan bilim adamları grubu tarafından tahminen güneş ile aynı gaz-toz bulutundan oluşan yıldız bulundu.

Astronomların kanısınca Güneş’in “kızkardeşinin” çevresinde dünya ve güneş sistemine dahil diğer gezegenlere benzer gezegenlerin bulunduğu tanmin edilebilir. Yeni bulunan yıldız ve çevresi konulu incelemeler Güneş sistemine benzer sistemlerin oluşum mekanizması hakkında daha net bilgiler elde etmek olanağını verecek.

Rusyalı ve Batılı uzmanların katımlımı ile sürdürülen incelemeler iki global soruya cevap bulunmasına yardım edebilir. Uzayın neresinde dünyadışı yaşamın varolduğuna ilişkin kanıtlar bulunabilir? Güneş sistemi nasıl oluşmuştur? Şimdilik yalnız “Evrenin neresinde Güneşin akrabaları var?” sorusuna cevap bulundu. Bir grup bilim adamları Güneş’in kızkardeşini buldulan. Anlaşılan bu yıldız Güneş ile aynı gaz-toz bulutlarından oluşmuş. HD 162826 yıldızı Güneş’ten 110 ışık yılı ötesinde Herkül takımyıldızında bulunuyor. Bu yıldız Güneş’ten %15 oranında daha büyüktür. Bilim adamları tarafından ABD’de “The Astrophysical Journal” dergisinde yayınlanacak konu ile ilgili yazı hazırlandı.

Söz konusu yıldız çıplak gözle görülmez. Dürbün vasıtası ile iyi görülen yıldız, Vega yıldızı yakınında bulunuyor. Bilim adamları, HD 162826 yıldızı yakınında dünya gibi gezegenlere benzer küçük uyduların bulunduğuna ihtimal veriyorlar. Fakat aralarında Jüpiter gibi dev gezegenler bulunmıyor, her halde.

“Güneş’in kızkardeşi”ni bulmak için astronomlar 30 yıldızın ışınımının tayflarını ve yörünge hareketinin özelliklerini incelediler.

Bilim adamlarının kanısınca bu incelemeler Güneş sisteminin ve buna benzer diğer sistemlerin nasıl oluştuğunu anlamada yardımcı olacak. Bundan başka uzayın dünyadışı yaşamın var olduğuna ihtimal verilebildiği yerlerini saptamak daha kolay olacak. Planlandığına göre gelecekte Güneş’in “kız kardeşlerinin” yörünge parametreleri incelenecek ve bu yıldızların zaman geçtikçe evrimleşmesi süreci modellenecek. Bu sayede Samanyolunda bu yıldızların oluştuğu yeri saptamak mümkün olacak.
Kaynak: http://turkish.ruvr.ru/news/2014_05_17/Bilim-adamlari-uzayda-Gunesin/

Güneş Patlaması-Güney ışıkları

Resim açıklaması: bir rekor ayarı güneş patlaması Dünya’ya doğru yüklü parçacıkların bir duş gönderilen sekiz gün sonra bu Aurora Australis (Güney Işıklar), bir animasyon. Dünya’dan, bu parlayan halka gece gökyüzünde parıldayan bir ışık perdesi olarak görünür. NASA GÖRÜNTÜ uydu nezaket tarafından çekilen fotoğraflar NASA Uzay Yeri .

 

Yeni bir supernova yıldız keşfedildi…

Yeni bir supernova yıldız keşfedildi

Astronomi ders kitaplarının yenibaştan yazılması gerekmesi, pek muhtemeldir. Enternasyonal ekip üyeleri olan Rus bilimciler beyaz cücelerin eylemsiz,atıl soğuk yıldızlar olduğu kanısını çürüttü.

Beyaz cücelerin diğer yıldızlarla ihtilaf haline gelince patlayabildikleri ortaya çıktı. Bu yılın başlarında astronotlar tarafından bulunmuş yeni yıldız beyaz cücenin patlaması sonucunda oluştu. Bilimciler kökeni konusunda tartışmalarda bulundu. Ancak bu konuda kesin bir kanıya varamadı.

Londra Ünivesite Koleji öğrencileri tarafından bulunmuş SN 20143J yıldızı çok konuşulan bir buluş oldu. Bulunmasına dair haberler uzun zaman içinde gazetelerin sayfalarından yeraldı. Bilimciler astronomi teorilerinden bazılarını yeniden gözden geçirmek zorunda kaldı.

Önceden sayıldığına göre, Güneş benzeri yıldızlar yakıtı tükenince çekirdeği içe doğru çökülüp ve soğumaya başlar. Bu süreç sonucunda oluşan beyaz cücelerin kendi kendiliğinden patlayamayan en atıl yıldızlar olduğu sayılıylordu. Ama bazı araştırmaların gösterdiği gibi, içe doğru çökülmüş yıldızlar diğerleriyle etkileşimi sonucunda patlayabilir. Moskova’nın birkaç bilim merkezinde,bu arada Rusya Bilimler Akademisi Astronomi Enstitüsü görevlileri olan Rus bilimciler, Maks Plank Astrofizik Enstitüsü görevlileri olan Avrupalı bilimcilerle birlikte araştırmalar yaparak, beyaz cücelerin patlayabildiklerini ispatladı .

Supernova yıldızların oluşumuna beyaz cücelerin bir ilişiği olduğunu doğrulayacak kanıtlar yeteri kadar cok değildi. Projeye katılan Rusya Bilimler Akademisi Astronomi Enstitüsü görevlisi Nikolay Çugay’ın sözlerine göre, termonükleer patlama sırasında radyoaktif çekirdeklerin oluşumu bunu gösteren çürütülemez bir kanıt olur. Teoriye göre,beyaz cüce içindeki oksijenle karbonun patlama sırasında birleşmesi sonucunda raryoaktif nikel oluşmalı . Araştırmalar sırasında asıl radyoaktif nikelin varlığı tesbit edildi.

Belli ki, radyoaktif nikel çabuk parçalanmalı ve radyoaktif kobalt meydana gelmeli. Radyoaktif kobaltın bir zaman içinde parcalanması sonucunda demir oluşmalı. Bilimciler tüm bu dönüşümlerin izlerini kaydetti. Buna göre, SN 2014J yıldızının oluşması, kitleri güneş kitlesinin 1,44-ine çıkınca beyaz cücenin ternonükleer patlamasınin bir sonucudur. Buna Çandrasekar olayı denir. Bu olay beyaz cücenin, yapısının istikrarsız olması sonucunda patlamasına yolaçıyor.

Şimdi bilimcilerin beyaz cüce kitlesinin kritik derecede nasıl arttığını anlamaları lazım. Astronomların kanısına göre,beyaz cücelerin yakınındaki yıldızlardan maddeyi elde etmesi olasıdrır. Böyle etkileşimi supernovaların oluşmasına yolaçabilir.

Mars keşif robotları Polonya’da yarıştı

Mars keşif robotları Polonya’da yarıştı

Live Science tarafından geçilen haberde, Mars gezegeninin coğrafi yapısı örnek alınarak Polonya’da hazırlanmış olan özel bir pistte organize edilen Avrupa Mars keşif robotları yarışmasının geçtiğimiz hafta sonu başarı ile gerçekleştirildiği belirtildi.

Dünya’nın dört bir yanından gelen katılımcılar, öncelikli olarak konumlandırma ve örnek toplama alanlarında marifetlerini gösteren robotlarını görücüye çıkardı.

Temel amacı Dünya’nın tüm ülkelerinde eğitim gören öğrencilerin gelecekte Mars’a yapılacak insanlı seferlerde kullanılacak uzay teknolojilerinin geliştirilmesi süreçlerine iştirak etmesi ve deneyim kazanması olan yarışmanın organizatörü olan Polonya Mars Topluluğu isimli kuruluşun başkanı Lukasz Wilczynski, konuya ilişkin olarak yaptığı açıklamada, ‘‘Şu an Mars’ta sadece su ve organik hayata dair izler arayan robotlar görev yapmakta. Mars’a ilk ayak basacak insanlar olan Marsonotların ise yardımcı köpeklere benzer daha farklı robotlara ihtiyacı olacak’’ şeklinde konuştu.

Yarışmada boy gösteren tüm Mars keşif robotları zeminin yüzeyinden ve derinliklerinden kayaç örnekleri toplama, kamera yardımı olmadan verilen 3 ayrı koordinata ulaşma, arıza yapan bir reaktör modülünü onarma, depodan alınan yedek parçaları arıza yapan robotların tamir edildiği bölgeye götürme ve düzenlenen tören geçidine katılma gibi 5 ayrı kategoride yarıştı.

Robotların imalatı için yapılacak olan masrafların 15 bin dolar ile sınırlandırıldığı yarışmaya iştirak eden ekipler, söz konusu finansal kaynağı da kendi imkanları ile temin ettiler.

Avustralya, Bangladeş, İngiltere, Mısır, Hindistan, Kanada, Kolombiya, Polonya ve ABD’den gelen 24 ekibin katılımı ile 7 Eylül’de gerçekleştirilen bu yılki yarışmanın galibi ise Wroclaw Teknoloji Üniversitesi’nin tasarımı olan Scorpio isimli keşif robotu oldu.

Hubble teleskobu Neptün’ün bir uydusunu daha keşfetti

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA, Hubble uzay teleskobunun Neptün gezegeni yörüngesinde yeni bir ay keşfettiğini doğruladı.

S/2004 N1 adı verilen ay, dev gezegenin bilinen 14. uydusu oldu.

20 km çapı ile Neptün sisteminin bu en küçük uydusu, gezegen etrafında bir turunu 23 saatte tamamlıyor.

Amerikan astronot Mark Showalter, yeni uyduyu Neptün etrafındaki halkaları incelerken keşfetti.

NASA bu uydunun çıplak gözle görülebilen en soluk yıldızdan neredeyse 100 milyon kez daha karanlık olduğunu açıkladı.

Yeni uydu öyle küçük ki Voyager uzay aracı 1989’da Neptün yakınlarından geçip bu gezegenin aylarını ve halkalarını incelerken onu gözden kaçırmış.

Astronot Showalter’in yeni uyduyu keşfi, Neptün’ün 2004-2009 yılları arasında Hubble’dan çekilen 150’den fazla fotoğrafını incelerken her fotoğrafta beyaz bir benek tespit etmesiyle ortaya çıkmış.

Showalter, “Uydular ve kavisler çok hızlı hareket ederken ayrıntıları görebilmek için onların hareketini takip edebilecek bir yöntem geliştirmek gerekti. Tıpkı koşan bir atleti görüntüleyen fotoğrafçı gibi; atlet odak noktasında kalır, arka plan bulanıktır.” dedi. Kaynak:http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/07/130716_neptun_ay.shtml

 

Geleceğin savaş teknolojisi: İnsansız uçaklar

Adını Keltik mitolojisindeki gök gürültüsü ve yıldırımlar tanrısından alan “Taranis” isimli uçak, İngiltere’nin çokuluslu savunma şirketi BAE Systems’ın da en tuhaf görünen hava aracı.

Firma, gri, pürüzsüz kanatları geriye doğru uzanan kama şeklindeki bu İnsansız Savaş Uçağı (UCAV), veya genel adıyla insansız hava aracı (İHA) için “İngiltere’de üretilen en gelişmiş savaş uçağı” diyor.

Taranis, çatışma bölgelerinde uzun menzilli atışlar yapabilecek insansız savaş uçaklarının bir prototipi olarak tasarlandı.

İngiltere’nin en yeni savaş uçağı ‘Thyphoon’ modelinin 2030 yılında yenisiyle değiştirilmesi planlanıyor. Taranis projesinin başarısı, İngiltere Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne gelecekte kullanacağı pilotlu ve pilotusuz savaş uçakları konusunda karar vermesi için yardımcı olacak.

Taranis hakkındaki detaylar gizli tutuluyor. Ama boyutları yaklaşık, Hava Kuvvetleri’nin mevcut eğitim uçağı Hawk kadar.

İzini kaybettiren egzoz

Düşük radar kapasitesi ve kızılötesi ışınlarla nesneleri tespit etme özelliklerine sahip olacak şekilde tasarlanan Taranis’in gelişmiş bir egzoz sitemi var. Motorlarının ısısıyla çıkabilecek izlerin takip edilmemesi ve vurulmaması için farklı bir teknolojiye sahip.

Savunma şirketi BAE Systems’la Taranis’in üretimi için ortak çalışan Rolls-Royce’un araştırma geliştirme birimi başmühendisi Conrad Banks, “Yapmamız gereken gaz türbinini tamamen savaş uçağının bedenine iliştirmekti” diyor.

BAE Systems, bu hafta düzenlenen Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı’nda, Taranis’in adı gizli tutulan bir bölgede yaptığı test uçuşlarını ve gelişmiş gizlilik yetenekleriyle ilgili son havadisleri paylaştı.

BAE Systems’ın geleceğin savaş uçakları mühendisliği birimi müdürü Chris Garside “Taranis projesi, İngiltere hükümeti ve İngiltere sanayisini nasıl bir arada çalışabileceğini gösteren muazzam bir örnek” yorumunu yapıyor.

Avrupa’nın tek insansız savaş uçağı projesi Taranis değil. Kanalın hemen diğer ucu Fransa’da da, Dassault Aviation adlı havacılık firması, Neuron isimli benzer bir savaş uçağının denemelerini yapıyor.

İngiltere – Fransa ortaklık yapıyor

Fuarda ayrıca, Fransa ve İngiltere, iki yıl boyunca savaş uçakları sistemlerinin gelişimi için 120 milyon sterlin’lik (205 milyon dolar) ortak çalışma planını açıkladı.

Proje kapsamında, Taranis ve Neuron’un denemelerinden alınan dersler de birleştirip ortak çalışma yürütülecek.

Fransa geçen yıl, bütçe kaygılarını göz önünde bulundurarak ABD’nin US Reaper model insansız hava aracından almaya karar verdi.

Avrupa devletleri, tek başlarına insansız savaş uçakları için etkin bir pazar olacak kadar büyük değil. Dolayısıyla, bu sistem ancak, diğer ülkelerle beraber çok uluslu İHA’lar geliştirmeleri durumunda ekonomik olabilir.

Farnborough fuarında, her türden, her boyuttan insansız hava aracına (İHA) sahip olan 80 firma var. Fakat bu İHA’ların çoğu silah taşımaya uygun tasarlanmamış. Büyük çoğunluğu bilgi taşımak ve gözlem amaçlı geliştirilmiş.

Dünyanın en sık İHA kullanan birimi ABD silahlı kuvvetleri, 8 bin İHA’ya sahip olabilir ama yalnızca yüzde 1’i silahlı.

İnsanlı ya da insansız, savaş uçakları geliştirmenin ve üretmenin pahalı olduğu, ekonomik bir gerçek.

Taranis şimdiden 185 milyon sterline mal oldu. Yine de, artan maliyetlerine rağmen İHA’lar tüm dünya genelinde hava kuvvetlerinde önemli bir rol oynamaya devam edecek.

Bunun nedeni ise açık: İnsansız hava araçları sıkıcı ama karmaşık meseleleri çabucak halledebiliyor. Yapamadıkları şey ise, nüanslara dayanan kararlar alabilmek. Bu nedenle hem pratik hem de ahlaki nedenlerle yakın zaman içerisinde bu insansız araçların insanlı uçakların yerini tamamen aldıklarını görmemiz mümkün olmayacak.

Geleceğin savaşları açısından daha mümkün olan ise, insansız araçların insanlılarla beraber iş görmesi. Fakat bu kadar farklı sistemlere sahip yapıları yakın şekilde çalıştırma konusu henüz üzerinde çalışılmaya başlanmış bir mesele.

Bu yıl başında, Dassault’un Neuron İHA’sı, insansız savaş uçakları açısından önemli bir ilki gerçekleştirdi ve yanında bir diğer savaş uçağı olan Fransa’nın son model insanlı jeti Rafale ile beraber uçtu.

Savaş uçağı şeklinde üretilecek

Fakat insansız savaş araçları Taranis ve Neuron gibi İHA’lara benzemeyebilir. İnsansız savaş araçları, şu anda var olan ve hali hazırda pilotların kullandığı savaş jetlerinin insansız versiyonları olabilir.

İsveç’in Saab firması, Gripen tipi çok amaçlı savaş uçağının insansız modelini geliştirme fikrini değerlendirmeye aldı.

Saab’ı bu fikre iten sebep ise, hava kuvvetleri için, bir geleneksel uçak bir de insansız savaş uçağı üretmek yerine tek tip bir uçak gövdesi geliştirmenin daha ucuz olacağı gerçeği.

Saab Genel Müdürü Hakan Buskhe, “Bu, bir uçağın çeşitli görevler için pilotlu mu pilotsuz mu uçacağına dair kararlar alınırken uygun maliyetli çözümler bulma arayışıyla ilgili” diyor.

Yalnızca İsveçliler değil, Boeing de F-16 savaş uçakları için benzer bir değerlendirme yapıyor.

Avrupalı politikacıların askeri İHA’larla ilgili karşılaştıkları zorluklara rağmen, küresel İHA pazarı, son yıllarda birçok ülkede kısıtlanan askeri bütçelerin büyük oranda dışında tutuluyor.

Pazar yılda yüzde 5’e yakın büyüyor ve İngiliz danışmanlık şirketi IHS’nin uzmanlarına göre gelecek 10 yılda da büyümeye devam edecek.

Pazar, 2014 ve 2023 yılları arasında 90 milyar dolara kadar çıkacak.

Fakat, bu büyümeyi sağlayacak olan, kısa vadede küçüleceği öngörülen ABD savunma pazarı olmayacak.

Rusya ve Çin pazarı büyütüyor

İHA pazarının ABD dışında yıllık büyüme oranının da gelecek on yılda yüzde 10 veya daha fazla olacağı öngörülüyor.

IHS danışmanlık kuruluşundan İHA uzmanı Derrick Maple, “Bu oranın çoğu, kendi sanayilerini geliştiren Rusya ve Çin’den geliyor” diyor ve ekliyor:

“Öncelikli talepleri kendileri için kullanmak fakat özellikle Çin’in ihraç etme isteği var.”

Uzman, Rusya’nın da ‘gelecek on yılda 10 milyar dolardan fazla harcama amacında olduğunu’ belirtiyor ve “İnsansız savaş araçları üretecekler” diyor.

Taranis’in başarısına rağmen, Avrupalı ülkelerin, 2030 yılı sonrasında pilotlu savaş uçaklarının yanında kendi insansız savaş uçaklarını üretip üretmeyecekleri henüz kesin olarak bilinmiyor.

İHA uzmanı Maple, “Çok uluslu programların geliştirilmesi siyasi olarak zorlayıcı bir durum” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Ama bana göre bunun üstesinden gelmek Avrupa için bir ihtiyaç, aksi halde ABD ve İsrail’e bağımlı olmaya devam edecekler.”Kaynak:http://www.bbc.co.uk/turkce/ekonomi/2014/07/140716_insansiz_savas_ucaklari.shtml

Ay neden limon şeklinde?

Bilim insanları ayın kendi yörüngesinde dönüşü ve Dünya’dan gelen çekim kuvveti nedeniyle Ay’ın şeklinin limona benzediğini açıkladı.

Dünya’nın uyguladığı çekim kuvvetinin ve kendi yörüngesinde dönüşünün Ay’ın şekline etkisini inceleyen çalışma “Nature” dergisinde yayımlandı.

Araştırmayı yürüten Amerikalı ekibin başındaki Profesör Ian Garrick Bethell, bu şeklin Ay henüz katılaşmadan oluşmaya başladığını savunuyor. Bethell’a göre, Ay henüz sıvıyken ve üstü ince bir kaya parçasıyla kaplıyken, çevresel etkilerle limonsu şekli aldı.

Dünya’nın Ay üzerinde uyguladığı çekim kuvvetinin aynı zamanda Ay’ın kendi yörüngesinde dönmesini sağladığı belirtiliyor.

Dönüş hızının etkisi

Bethell, “Hem Dünya’nın hem Mars’ın hem de diğer gezegenlerin şeklinin çoğunlukla dönüş hızından kaynaklandığını biliyoruz” dedi.

Profesör, sözlerine şöyle devam etti:

“Eğer içi dolu bir balon alırsanız ve onu kendi etrafında döndürmeye başlarsanız, orta kısmı şişecektir. Dünya’nın durumu da buna çok benziyor. Ancak bu, Ay’ın şeklindeki bozukluğu açıklamıyor. Ay, oldukça yavaş döndüğü için ve Dünya’dan uzakta kaldığı için, Dünya’nın bugün uydusuna uyguladığı çekim kuvveti, limon şeklinin sebebi olarak gösterilemiyor”

Profesör Bethell’in bu konuya getirdiği yeni açıklama ise, 4 milyar yıl öncesine dayanıyor. Buna göre, Ay’ın şekli, Dünya’dan bir parça olarak koptuğunda ve Dünya’ya daha yakın durduğu dönemlerde belirginleşiyor.

O dönemde hem çekim kuvvetinin daha güçlü olduğu, hem de Ay’ın daha hızlı döndüğü ifade ediliyor.

Oldukça sıcak bir kütle olan Ay, tüm bu etkenler çerçevesinde şeklini alıyor.

‘Jüpiter’in uydusundan esinlendik’

İlk başta sıvı bir kaya kütlesi halinde meydana gelen Ay, daha sonra yavaş yavaş soğuyarak katılaşıyor.

Böylece Ay, “esneyerek, üzerindeki ince kabuğa doğru yayılıyor.”

Profesör Bethell, bu fikrin Jüpiter’in uydusu “Europa” üzerine yapılan bir araştırmadan ilham aldığını söylüyor.

Europa’nın üzerinde bir okyanus var ve okyanusun üzerinde yüzen bir buz tabakası bulunuyor.

2013’te Jüpiter ve Europa üzerine yapılan araştırmada, Jüpiter’deki çekim gücüyle ortaya çıkan ılık suyun, Europa üzerindeki buzdan tabakada nasıl yayıldığını inceleniyordu.

Profesör Bethell ve ekibi de, benzer bir etkinin Ay’da yaşanmış olabileceğini düşünüyor. Buna göre Ay’ın ilk oluştuğu evrelerde, üzerindeki sıvı haldeki kayalıkta, benzer etkiler görülebileceği ifade ediliyor.

Krater ve havzalar hesaplandı

Araştırmacılar, katılaşmanın ardından Ay’ın üzerinde oluşan krater ve havzaları da hesaplamalarına dahil ettiler.

Daha önce Ay’ın şekline ilişkin yapılan araştırmalarda, bu krater ve havzalar sorun yaratmıştı ve Ay’da koordinatların belirlenmesi ve şeklin yorumlanabilmesini zorlaştırmıştı.

Profesör Bethell, “Ay üzerindeki boşluklar nedeniyle oluşan belirsizliklerin giderilmesi için çok çalıştık” dedi.

Ekip, sonucun Ay’ın tuhaf şekline dair şimdiye kadarki en iyi açıklama olduğunu ileri sürüyor.

Küresel ısı artışındaki yavaşlama ’10 yıl daha devam edecek’

Küresel ısı artışında görülen yavaşlamanın gelecek on yıl daha devam edebileceği belirtildi.

Bilim insanları, atmosferdeki karbondioksit seviyesinin artmasına rağmen, 1999’da başlayan bu ‘duraklamanın’ sebebi açıklamakta zorlanıyor.

Son teoriye göre bu yavaşlamanın ardında, Atlas Okyanusu’nda 30 yıllık dönemde doğal yollarla meydana gelen gelişmeler var.

Araştırmacılar, bu yavaş ilerleyen akımın, ısıyı bir on yıl daha suların derinliklerine yönlendirmeye devam edebileceğini söylüyor.

Fakat uzmanlar, bu 30 yıllık devrin daha sıcak bir evreye hızla geçmesi durumunda da küresel ısı derecelerinin yükselebileceği uyarısında bulunuyor.

Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli’ne (IPCC) göre küresel ısı, 1998-2012 yılları arasında her on yılda 0,05 C derece yükseldi.

Karbondioksit emisyonu rekor seviyelerde yüksekken, ısı artışındaki duraklamanın nedeni olarak çeşitli teoriler öne sürüldü.

Bunlardan biri de, Güneş ısısını uzaya yansıtan havadaki is gibi kirlilik nedeniyle oluşan ısı artışı. Bir diğer etken de 2000’den bu yana artan volkanik faaliyetler.

Isı artışındaki duraklamayı anlamak için okyanuslar da incelendi.

Geçen yıl yapılan bir araştırma Büyük Okyanus’taki soğuk su akımının da ısı artışını yavaşlattığını gösterdi.

Okyanus hareketleri

Science adlı dergide yayımlanan son araştırma, odak noktasının Büyük Okyanus’tan Atlas Okyanusu’na ve güneye yönelmesine neden oldu.

Washington Üniversitesi’nden Prof. Ka-Kit Tung, 30 yıllık akımın ısıtarak ve soğutarak, büyük bir ısıyı suların derinliklerine gömdüğüne dair kanıt var diyor.

Araştırmacılar, Argo olarak bilinen bir cihaz ağı aracılığıyla okyanusun 2 bin metre derinliklerindeki gözlemlerine dayanarak bu sonuca vardı.

Uzmanlar, ısı artışındaki yavaşlamanın 1945 ve 1975 yılları arasında da gerçekleştiğini ve bunun da yeni bir buz çağı oluşacağı endişesini doğurduğunu söylüyor.

1976’dan itibaren ise bu devir tersine döndü ve ısının yüzeyde kalmasıyla beraber dünya ısısının artışına neden oldu.

Fakat 2000’den itibaren ısı düşmeye başladı ve dünyanın ortalama ısısı 1998’deki rekor seviyenin altında kaldı.

Denizdeki tuz oranı da bu araştırmada dikkate alınan etkenlerden biriydi. Tropik sulardan Atlas Okyanusu’na gelen sular buharlaşma nedeniyle daha tuzlu. Dolayısıyla daha hızlı batıyor ve ısıyı da suyun altına beraberinde götürüyor.

Fakat tuzlu suyun Kuzey Kutbu’nda suları eritmesi de sudaki tuz seviyesini düşürüyor, akıntıyı yavaşlatıyor ve ısıyı yüzeyde tutuyor.

Prof. Tung, “2006’dan önce tuzluluk oranı artıyordu. Bu da akıntının hızlandığına işaret ediyordu” diyor.

“Uzun vadedeki ortalamanın altında kaldığında da, bir sonraki evre, hızlı ısınma oluyor.”Kaynak:http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2014/08/140822_kuresel_isinma.shtml

Galileo projesi: AB’nin iki uydusu yanlış yörüngede

Avrupa Uzay Ajansı ESA, Galileo projesi kapsamında uzaya fırlatılan son iki uydusun yanlış yörüngeye girdiklerini açıkladı.

Her iki uydu da, Amerikan küresel konumlandırma sistemi GPS’in Avrupa versiyonu olarak inşa edilmişti.

Ajans, cuma günü Fransız Guyanası’ndan fırlatılan beşinci ve altıncı uyduların ise kontrol altında olduğunu açıkladı.

ESA, uyduların yanlış yörüngeye yerleşmiş olmalarının etkilerini araştırdıklarını duyurdu.

Doresa ve Milena adlı uydular, Soyuz roketiyle yolculuklarına kötü hava koşulları nedeniyle 24 saat geç başlamışlardı.

Ajans’tan yapılan açıklamada, ”Uyduların Soyuz roketinden ayrılmasından sonra yapılan gözlemlerin yerleştikleri yörüngeyle planlanan yörünge arasında bir fark olduğunu gösteriyor. İki uydu da, daha düşük bir yörüngeye yerleşmiş. Ekipler, bu durumun uydular üzerindeki etkilerini inceliyor” ifadelerine yer verildi.

Fransız Haber Ajansı AFP, yetkililerin yörüngelerin düzeltilip düzeltilemeyeceğine ilişkin soruları yanıtsız bıraktıklarını duyurdu.

Avrupa Birliği adına sistemi inşa eden ESA, 2017’ye kadar 26 uyduyu yörüngeye yerleştirmeyi planlıyor.

Galileo projesinin sağlayacağı yeni verilerle Avrupa ekonomilerine katkıda bulunması planlanıyor.

2020’ye kadar 7 milyar euroya malolacağı hesaplanan proje kapsamında şu ana kadar altı milyar euro harcandı.Kaynak:http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2014/08/140823_esa_galileo.shtml