Geleceğin savaş teknolojisi: İnsansız uçaklar

Adını Keltik mitolojisindeki gök gürültüsü ve yıldırımlar tanrısından alan “Taranis” isimli uçak, İngiltere’nin çokuluslu savunma şirketi BAE Systems’ın da en tuhaf görünen hava aracı.

Firma, gri, pürüzsüz kanatları geriye doğru uzanan kama şeklindeki bu İnsansız Savaş Uçağı (UCAV), veya genel adıyla insansız hava aracı (İHA) için “İngiltere’de üretilen en gelişmiş savaş uçağı” diyor.

Taranis, çatışma bölgelerinde uzun menzilli atışlar yapabilecek insansız savaş uçaklarının bir prototipi olarak tasarlandı.

İngiltere’nin en yeni savaş uçağı ‘Thyphoon’ modelinin 2030 yılında yenisiyle değiştirilmesi planlanıyor. Taranis projesinin başarısı, İngiltere Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne gelecekte kullanacağı pilotlu ve pilotusuz savaş uçakları konusunda karar vermesi için yardımcı olacak.

Taranis hakkındaki detaylar gizli tutuluyor. Ama boyutları yaklaşık, Hava Kuvvetleri’nin mevcut eğitim uçağı Hawk kadar.

İzini kaybettiren egzoz

Düşük radar kapasitesi ve kızılötesi ışınlarla nesneleri tespit etme özelliklerine sahip olacak şekilde tasarlanan Taranis’in gelişmiş bir egzoz sitemi var. Motorlarının ısısıyla çıkabilecek izlerin takip edilmemesi ve vurulmaması için farklı bir teknolojiye sahip.

Savunma şirketi BAE Systems’la Taranis’in üretimi için ortak çalışan Rolls-Royce’un araştırma geliştirme birimi başmühendisi Conrad Banks, “Yapmamız gereken gaz türbinini tamamen savaş uçağının bedenine iliştirmekti” diyor.

BAE Systems, bu hafta düzenlenen Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı’nda, Taranis’in adı gizli tutulan bir bölgede yaptığı test uçuşlarını ve gelişmiş gizlilik yetenekleriyle ilgili son havadisleri paylaştı.

BAE Systems’ın geleceğin savaş uçakları mühendisliği birimi müdürü Chris Garside “Taranis projesi, İngiltere hükümeti ve İngiltere sanayisini nasıl bir arada çalışabileceğini gösteren muazzam bir örnek” yorumunu yapıyor.

Avrupa’nın tek insansız savaş uçağı projesi Taranis değil. Kanalın hemen diğer ucu Fransa’da da, Dassault Aviation adlı havacılık firması, Neuron isimli benzer bir savaş uçağının denemelerini yapıyor.

İngiltere – Fransa ortaklık yapıyor

Fuarda ayrıca, Fransa ve İngiltere, iki yıl boyunca savaş uçakları sistemlerinin gelişimi için 120 milyon sterlin’lik (205 milyon dolar) ortak çalışma planını açıkladı.

Proje kapsamında, Taranis ve Neuron’un denemelerinden alınan dersler de birleştirip ortak çalışma yürütülecek.

Fransa geçen yıl, bütçe kaygılarını göz önünde bulundurarak ABD’nin US Reaper model insansız hava aracından almaya karar verdi.

Avrupa devletleri, tek başlarına insansız savaş uçakları için etkin bir pazar olacak kadar büyük değil. Dolayısıyla, bu sistem ancak, diğer ülkelerle beraber çok uluslu İHA’lar geliştirmeleri durumunda ekonomik olabilir.

Farnborough fuarında, her türden, her boyuttan insansız hava aracına (İHA) sahip olan 80 firma var. Fakat bu İHA’ların çoğu silah taşımaya uygun tasarlanmamış. Büyük çoğunluğu bilgi taşımak ve gözlem amaçlı geliştirilmiş.

Dünyanın en sık İHA kullanan birimi ABD silahlı kuvvetleri, 8 bin İHA’ya sahip olabilir ama yalnızca yüzde 1’i silahlı.

İnsanlı ya da insansız, savaş uçakları geliştirmenin ve üretmenin pahalı olduğu, ekonomik bir gerçek.

Taranis şimdiden 185 milyon sterline mal oldu. Yine de, artan maliyetlerine rağmen İHA’lar tüm dünya genelinde hava kuvvetlerinde önemli bir rol oynamaya devam edecek.

Bunun nedeni ise açık: İnsansız hava araçları sıkıcı ama karmaşık meseleleri çabucak halledebiliyor. Yapamadıkları şey ise, nüanslara dayanan kararlar alabilmek. Bu nedenle hem pratik hem de ahlaki nedenlerle yakın zaman içerisinde bu insansız araçların insanlı uçakların yerini tamamen aldıklarını görmemiz mümkün olmayacak.

Geleceğin savaşları açısından daha mümkün olan ise, insansız araçların insanlılarla beraber iş görmesi. Fakat bu kadar farklı sistemlere sahip yapıları yakın şekilde çalıştırma konusu henüz üzerinde çalışılmaya başlanmış bir mesele.

Bu yıl başında, Dassault’un Neuron İHA’sı, insansız savaş uçakları açısından önemli bir ilki gerçekleştirdi ve yanında bir diğer savaş uçağı olan Fransa’nın son model insanlı jeti Rafale ile beraber uçtu.

Savaş uçağı şeklinde üretilecek

Fakat insansız savaş araçları Taranis ve Neuron gibi İHA’lara benzemeyebilir. İnsansız savaş araçları, şu anda var olan ve hali hazırda pilotların kullandığı savaş jetlerinin insansız versiyonları olabilir.

İsveç’in Saab firması, Gripen tipi çok amaçlı savaş uçağının insansız modelini geliştirme fikrini değerlendirmeye aldı.

Saab’ı bu fikre iten sebep ise, hava kuvvetleri için, bir geleneksel uçak bir de insansız savaş uçağı üretmek yerine tek tip bir uçak gövdesi geliştirmenin daha ucuz olacağı gerçeği.

Saab Genel Müdürü Hakan Buskhe, “Bu, bir uçağın çeşitli görevler için pilotlu mu pilotsuz mu uçacağına dair kararlar alınırken uygun maliyetli çözümler bulma arayışıyla ilgili” diyor.

Yalnızca İsveçliler değil, Boeing de F-16 savaş uçakları için benzer bir değerlendirme yapıyor.

Avrupalı politikacıların askeri İHA’larla ilgili karşılaştıkları zorluklara rağmen, küresel İHA pazarı, son yıllarda birçok ülkede kısıtlanan askeri bütçelerin büyük oranda dışında tutuluyor.

Pazar yılda yüzde 5’e yakın büyüyor ve İngiliz danışmanlık şirketi IHS’nin uzmanlarına göre gelecek 10 yılda da büyümeye devam edecek.

Pazar, 2014 ve 2023 yılları arasında 90 milyar dolara kadar çıkacak.

Fakat, bu büyümeyi sağlayacak olan, kısa vadede küçüleceği öngörülen ABD savunma pazarı olmayacak.

Rusya ve Çin pazarı büyütüyor

İHA pazarının ABD dışında yıllık büyüme oranının da gelecek on yılda yüzde 10 veya daha fazla olacağı öngörülüyor.

IHS danışmanlık kuruluşundan İHA uzmanı Derrick Maple, “Bu oranın çoğu, kendi sanayilerini geliştiren Rusya ve Çin’den geliyor” diyor ve ekliyor:

“Öncelikli talepleri kendileri için kullanmak fakat özellikle Çin’in ihraç etme isteği var.”

Uzman, Rusya’nın da ‘gelecek on yılda 10 milyar dolardan fazla harcama amacında olduğunu’ belirtiyor ve “İnsansız savaş araçları üretecekler” diyor.

Taranis’in başarısına rağmen, Avrupalı ülkelerin, 2030 yılı sonrasında pilotlu savaş uçaklarının yanında kendi insansız savaş uçaklarını üretip üretmeyecekleri henüz kesin olarak bilinmiyor.

İHA uzmanı Maple, “Çok uluslu programların geliştirilmesi siyasi olarak zorlayıcı bir durum” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Ama bana göre bunun üstesinden gelmek Avrupa için bir ihtiyaç, aksi halde ABD ve İsrail’e bağımlı olmaya devam edecekler.”Kaynak:http://www.bbc.co.uk/turkce/ekonomi/2014/07/140716_insansiz_savas_ucaklari.shtml

Ay neden limon şeklinde?

Bilim insanları ayın kendi yörüngesinde dönüşü ve Dünya’dan gelen çekim kuvveti nedeniyle Ay’ın şeklinin limona benzediğini açıkladı.

Dünya’nın uyguladığı çekim kuvvetinin ve kendi yörüngesinde dönüşünün Ay’ın şekline etkisini inceleyen çalışma “Nature” dergisinde yayımlandı.

Araştırmayı yürüten Amerikalı ekibin başındaki Profesör Ian Garrick Bethell, bu şeklin Ay henüz katılaşmadan oluşmaya başladığını savunuyor. Bethell’a göre, Ay henüz sıvıyken ve üstü ince bir kaya parçasıyla kaplıyken, çevresel etkilerle limonsu şekli aldı.

Dünya’nın Ay üzerinde uyguladığı çekim kuvvetinin aynı zamanda Ay’ın kendi yörüngesinde dönmesini sağladığı belirtiliyor.

Dönüş hızının etkisi

Bethell, “Hem Dünya’nın hem Mars’ın hem de diğer gezegenlerin şeklinin çoğunlukla dönüş hızından kaynaklandığını biliyoruz” dedi.

Profesör, sözlerine şöyle devam etti:

“Eğer içi dolu bir balon alırsanız ve onu kendi etrafında döndürmeye başlarsanız, orta kısmı şişecektir. Dünya’nın durumu da buna çok benziyor. Ancak bu, Ay’ın şeklindeki bozukluğu açıklamıyor. Ay, oldukça yavaş döndüğü için ve Dünya’dan uzakta kaldığı için, Dünya’nın bugün uydusuna uyguladığı çekim kuvveti, limon şeklinin sebebi olarak gösterilemiyor”

Profesör Bethell’in bu konuya getirdiği yeni açıklama ise, 4 milyar yıl öncesine dayanıyor. Buna göre, Ay’ın şekli, Dünya’dan bir parça olarak koptuğunda ve Dünya’ya daha yakın durduğu dönemlerde belirginleşiyor.

O dönemde hem çekim kuvvetinin daha güçlü olduğu, hem de Ay’ın daha hızlı döndüğü ifade ediliyor.

Oldukça sıcak bir kütle olan Ay, tüm bu etkenler çerçevesinde şeklini alıyor.

‘Jüpiter’in uydusundan esinlendik’

İlk başta sıvı bir kaya kütlesi halinde meydana gelen Ay, daha sonra yavaş yavaş soğuyarak katılaşıyor.

Böylece Ay, “esneyerek, üzerindeki ince kabuğa doğru yayılıyor.”

Profesör Bethell, bu fikrin Jüpiter’in uydusu “Europa” üzerine yapılan bir araştırmadan ilham aldığını söylüyor.

Europa’nın üzerinde bir okyanus var ve okyanusun üzerinde yüzen bir buz tabakası bulunuyor.

2013’te Jüpiter ve Europa üzerine yapılan araştırmada, Jüpiter’deki çekim gücüyle ortaya çıkan ılık suyun, Europa üzerindeki buzdan tabakada nasıl yayıldığını inceleniyordu.

Profesör Bethell ve ekibi de, benzer bir etkinin Ay’da yaşanmış olabileceğini düşünüyor. Buna göre Ay’ın ilk oluştuğu evrelerde, üzerindeki sıvı haldeki kayalıkta, benzer etkiler görülebileceği ifade ediliyor.

Krater ve havzalar hesaplandı

Araştırmacılar, katılaşmanın ardından Ay’ın üzerinde oluşan krater ve havzaları da hesaplamalarına dahil ettiler.

Daha önce Ay’ın şekline ilişkin yapılan araştırmalarda, bu krater ve havzalar sorun yaratmıştı ve Ay’da koordinatların belirlenmesi ve şeklin yorumlanabilmesini zorlaştırmıştı.

Profesör Bethell, “Ay üzerindeki boşluklar nedeniyle oluşan belirsizliklerin giderilmesi için çok çalıştık” dedi.

Ekip, sonucun Ay’ın tuhaf şekline dair şimdiye kadarki en iyi açıklama olduğunu ileri sürüyor.

Küresel ısı artışındaki yavaşlama ’10 yıl daha devam edecek’

Küresel ısı artışında görülen yavaşlamanın gelecek on yıl daha devam edebileceği belirtildi.

Bilim insanları, atmosferdeki karbondioksit seviyesinin artmasına rağmen, 1999’da başlayan bu ‘duraklamanın’ sebebi açıklamakta zorlanıyor.

Son teoriye göre bu yavaşlamanın ardında, Atlas Okyanusu’nda 30 yıllık dönemde doğal yollarla meydana gelen gelişmeler var.

Araştırmacılar, bu yavaş ilerleyen akımın, ısıyı bir on yıl daha suların derinliklerine yönlendirmeye devam edebileceğini söylüyor.

Fakat uzmanlar, bu 30 yıllık devrin daha sıcak bir evreye hızla geçmesi durumunda da küresel ısı derecelerinin yükselebileceği uyarısında bulunuyor.

Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli’ne (IPCC) göre küresel ısı, 1998-2012 yılları arasında her on yılda 0,05 C derece yükseldi.

Karbondioksit emisyonu rekor seviyelerde yüksekken, ısı artışındaki duraklamanın nedeni olarak çeşitli teoriler öne sürüldü.

Bunlardan biri de, Güneş ısısını uzaya yansıtan havadaki is gibi kirlilik nedeniyle oluşan ısı artışı. Bir diğer etken de 2000’den bu yana artan volkanik faaliyetler.

Isı artışındaki duraklamayı anlamak için okyanuslar da incelendi.

Geçen yıl yapılan bir araştırma Büyük Okyanus’taki soğuk su akımının da ısı artışını yavaşlattığını gösterdi.

Okyanus hareketleri

Science adlı dergide yayımlanan son araştırma, odak noktasının Büyük Okyanus’tan Atlas Okyanusu’na ve güneye yönelmesine neden oldu.

Washington Üniversitesi’nden Prof. Ka-Kit Tung, 30 yıllık akımın ısıtarak ve soğutarak, büyük bir ısıyı suların derinliklerine gömdüğüne dair kanıt var diyor.

Araştırmacılar, Argo olarak bilinen bir cihaz ağı aracılığıyla okyanusun 2 bin metre derinliklerindeki gözlemlerine dayanarak bu sonuca vardı.

Uzmanlar, ısı artışındaki yavaşlamanın 1945 ve 1975 yılları arasında da gerçekleştiğini ve bunun da yeni bir buz çağı oluşacağı endişesini doğurduğunu söylüyor.

1976’dan itibaren ise bu devir tersine döndü ve ısının yüzeyde kalmasıyla beraber dünya ısısının artışına neden oldu.

Fakat 2000’den itibaren ısı düşmeye başladı ve dünyanın ortalama ısısı 1998’deki rekor seviyenin altında kaldı.

Denizdeki tuz oranı da bu araştırmada dikkate alınan etkenlerden biriydi. Tropik sulardan Atlas Okyanusu’na gelen sular buharlaşma nedeniyle daha tuzlu. Dolayısıyla daha hızlı batıyor ve ısıyı da suyun altına beraberinde götürüyor.

Fakat tuzlu suyun Kuzey Kutbu’nda suları eritmesi de sudaki tuz seviyesini düşürüyor, akıntıyı yavaşlatıyor ve ısıyı yüzeyde tutuyor.

Prof. Tung, “2006’dan önce tuzluluk oranı artıyordu. Bu da akıntının hızlandığına işaret ediyordu” diyor.

“Uzun vadedeki ortalamanın altında kaldığında da, bir sonraki evre, hızlı ısınma oluyor.”Kaynak:http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2014/08/140822_kuresel_isinma.shtml

Galileo projesi: AB’nin iki uydusu yanlış yörüngede

Avrupa Uzay Ajansı ESA, Galileo projesi kapsamında uzaya fırlatılan son iki uydusun yanlış yörüngeye girdiklerini açıkladı.

Her iki uydu da, Amerikan küresel konumlandırma sistemi GPS’in Avrupa versiyonu olarak inşa edilmişti.

Ajans, cuma günü Fransız Guyanası’ndan fırlatılan beşinci ve altıncı uyduların ise kontrol altında olduğunu açıkladı.

ESA, uyduların yanlış yörüngeye yerleşmiş olmalarının etkilerini araştırdıklarını duyurdu.

Doresa ve Milena adlı uydular, Soyuz roketiyle yolculuklarına kötü hava koşulları nedeniyle 24 saat geç başlamışlardı.

Ajans’tan yapılan açıklamada, ”Uyduların Soyuz roketinden ayrılmasından sonra yapılan gözlemlerin yerleştikleri yörüngeyle planlanan yörünge arasında bir fark olduğunu gösteriyor. İki uydu da, daha düşük bir yörüngeye yerleşmiş. Ekipler, bu durumun uydular üzerindeki etkilerini inceliyor” ifadelerine yer verildi.

Fransız Haber Ajansı AFP, yetkililerin yörüngelerin düzeltilip düzeltilemeyeceğine ilişkin soruları yanıtsız bıraktıklarını duyurdu.

Avrupa Birliği adına sistemi inşa eden ESA, 2017’ye kadar 26 uyduyu yörüngeye yerleştirmeyi planlıyor.

Galileo projesinin sağlayacağı yeni verilerle Avrupa ekonomilerine katkıda bulunması planlanıyor.

2020’ye kadar 7 milyar euroya malolacağı hesaplanan proje kapsamında şu ana kadar altı milyar euro harcandı.Kaynak:http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2014/08/140823_esa_galileo.shtml

Arjantin ilk yerli yapımı uyduyu uzaya gönderecek

Arjantin ilk yerli yapımı uyduyu uzaya gönderecek

Arjantin’de yapılan ilk uydu, eylül ortalarında Dünya yörüngesine fırlatılacak. Uydu, fırlatılacağı Fransız Guyanası’ndaki uzay üssüne dün gönderildi.

Ülkenin güneyindeki Rio Negro vilayetinin San Carlos de Bariloche kentinde üretilen ve Arsat-1 adını alan uydu, televizyon ve internet sinyalinin yayınını yapacak. Uydu ayrıca, Arjantin genelinde ve komşu ülkelerde veri transferi ve telefon hizmeti için kullanılacak.

Resmi bilgiye göre proje, 250 milyon dolara mal oldu. Bu, Arjantin’de üretilen ilk uzay uydusu oldu.

Uzmanlar, Arjantin’in Temmuz 2015’te uzaya Arsat-2’yi fırlatabileceğini düşünüyor. Halihazırda bilim adamları, Arsat-3 projesi üzerinde çalışmalara başladı.

Arjantin Bakanlar Kabinesi Başkanı Jorge Kapitanich, “Arjantin halkı, bilim adamlarıyla gurur duymalı” diye açıkladı.


Kaynak: http://turkish.ruvr.ru/news/2014_08_31/Arjantin-ilk-yerli-yapmuyduyu/

 

Çin, “uzay” keşfine sahip ülkeler arasında yer aldı ..

Çin, “uzay” keşfine sahip ülkeler arasında yer aldı

19 ağustosta Çin’in “Taiyuan” kozmodromundan yörüngeye Yeri uzaktan zondalama uydusu çıkarıldı.

Çin uzaycılık sanayi tarihinde ilk kez elektro-optik gözetim sisteminde tek-metre çözünürlük elde etmeye muvaffak olundu. Böylece Çin, yüksek çözünürlüğe sahip elektro-optik keşif uyduları başlı başına üreten sayıca az ülke arasında yer aldı.

Elbette ki şu anda Çin, uzay keşfi alanında liderlikten henüz üzukta. Tek-metre çözünürlüğü, 2006’da yörüngeye çıkarılan Rusya sivil “Resurs-DK1” uydusu için açıklanmıştı. Rusya askeri “Persona” keşif uydularının özellikleri hiç bir zaman resmen açıklanmadı. Fakat elde olan değerlendirmelere göre, çözünürlüğü daha yüksektir (30 sm kadar). Dünya lideri olan ABD uydularının çözünürlüğü 5 pus’tan (12,7 sm) daha az. Fakat çoğu askeri ve halk ekonomisi görevlerinin çözümü için böyle bir çözünürlüğe bile ihtiyaç yok.

Yeni düzeye çıkış, Çin silahlı kuvvetlerinin olanaklarını gözle görülür derecede arttıracağı güçlü uzay keşif sistemini artık kurabileceği anlamına geliyor. Nitelikleri açısından bu sistem Amerikanınkinden geride kalıyor. Fakat ÇHKO hareketlerine enformasyon sağlanmasıyla ilgili görevlerin çoğu için bu olanaklar yeterli sayılabilir. Uydu keşif verilerinin işlenmesi için ordu birliklerine gereken sayıda donatım sağlanması halinde, söz konusunun uzak bir perspektifte enformasyon alanında Amerika’dan geri kalmışlığının önemli derecede azaltılması olabilecek.

Halihazırda Çin, olası rakibin keşif, iletişim ve yönetim araçlarındaki üstünlüğünü uyduları ile ağ altyapısına darbe indirme sayesinde etkisiz hale getirmeye hazırlanıyor. Anti-uydu silahın meydana getirilmesiyle ilgili Çin programları, her halde, dünyada en kapsamlı ve teknik açıdan çok gelişmiştir. Uzak bir perspektifte ÇHC’nin, küçük olmasına rağmen, darbe araçlarında üstünlükle birlikte uzayda Amerikanınkilerle kıyaslanabilecek keşif olanaklarına kavuşması halinde, güç dengesi gözle görülür derecede Çin lehine değişecektir.

Keşif uydularının enformasyonu, müteffik ve ortaklara gizli, fakat etkili destek göstermeye olanak sağlayarak dış politika aracı olabilecek. Örneğin, Sovyetler Birliği 1982’de Falkland Adaları savaşı sırasında uzay fotograflarıyla Arjantin’e gizli olarak yardımda bulundu. Fakat Çin’in yeni keşif olanakları, artık mevcut olan orta menzilli balistik ve kanatlı füzelerin güçlü arsenali ile birlikte büyük önem taşıyabilecek. Balistik ve orta menzilli kanatlı füzeler, Asya Pasifik bölgesinde bulunan hedefleri yüksek dakiklikle isabet edebilecek.

Ukrayna’da krizin başlamasından sonra Rusya Çin ile uzay alanında işbirliğinin arttırılmasına ilgi göstermeye başladı. Bununla birlikte, taraflar arasında siyasi ve askeri güven düzeyinin artmasından söz edilebilir. Uzay keşfi sistemlerinin kurulması ve işletilmesi alanındaki işbirliği, iki ülke silahlı kuvvetlerinin potansyelini önemli derecede arttırarak işbirliğinin en verimli yönlerinden biri haline gelebilecek.

Roskosmos Ay keşif üssünün yapımına 2018’de başlıyor

Roskosmos Ay keşif üssünün yapımına 2018’de başlıyor

İzvestiya gazetesinin Roskosmos tarafından hazırlanan ve 2015 ila 2026 yıllarını kapsayan Federal Uzay Programı’nı kaynak göstererek geçtiği haberde, Rusya’nın Ay’da kurmayı planladığı üssün yapımı için gerekli teçhizat ve malzemelerin üretimine 2018 yılında başlanacağı belirtildi.

Söz konusu programın Ay’a yapılacak pilotlu uçuşların esaslarını düzenleyen kısmı, Ay’da inşa edilmesi planlanan üsle ilgili mimari ve teknik kararların alınmasına yardımcı olması maksadıyla Dünya üzerinde 4 modüllü (yaşam, laboratuar, enerji ve modernize bağlantı) bir prototip Ay üssünün inşa edilmesini de öngörüyor. İlgili proje kapsamında üste kullanılmak üzere özel bir mobil vincin yanı sıra, keşif ve kablo döşeme faaliyetleri için greyder, ekskavatör ve mobil bir robot da imal edilecek.

İzavestiya gazetesinin aktardığı bilgilere göre, kurulması planlanan Ay üssüne ilişkin bilimsel-araştırma ve tasarım-geliştirme çalışmaları 2018’den itibaren finanse edilmeye başlanacak. Roskosmos söz konusu faaliyetlerin tamamı için 2025 yılına kadar olan dönemde 10,37 milyar rublelik (yaklaşık 284,5 milyon dolar) bir kaynak talep ediyor.

Rusya Mars’ta incelemelere başlayacak

Rusya Mars’ta incelemelere başlayacak

Rusyalı bilim adamları Mars’ın yüzeyini incelemek ve Ay’da gelecekte petrol yerine kullanılacak helyum-3 rezervlerini değerlendirmek niyetindeler.

Uzay incelemeleri Komitesinin Moskova’da düzenlenen ve 2 bini aşkın meşhur bilginin katıldığı 40. Konferansında ilgili incelemeler hakkında detayle bilgiler açıklandı.

Konferansa katılanlar şu fikirde birleştiler. Uzay zaman geçtikçe bize daha yakın oluyor. Uzay incelemeleri ortak çabalarla gerçekleştirilmelidir.

Rusyalı ve Avrupalı bilim adamlarının ortak projesi olan “Ekzo-Mars” belki şu sorunun cevabının bulunmasına yardım edecek: Mars’ta hayat var mı ya da var mıydı? 2016’da Mars’a doğru atılacak yörünge aracı Mars’ın atmosferinde metan’ın nasıl oluştuğunu belirlemek olanağını vererek “Rover” adlı yeni bir Mars robotu için iniş yerini seçecek. Rusya Bilimler Akademisi Uzay incelemeleri Enstitüsü gezegenler fiziği bölümü şefi Oleg Korablyov’un anlattığına göre “Rover” in prensip özelliği var. Bu Mars robotu güçlü bir sondaj aygıtı ile donatıldı. I metreyi aşkın derinlikte hayatın her hangi izlerini bulmak şansı artmaktadır. NASA tarafından Mars’a atılan “Curiozsity” uzay aracında bulunan Rus aygıtı, Mars’ta daha büyük derinlikte toprakta su ve buz oranının arttığını gösterdi. Böylelikle insanlık Mars’ın sırlarının çözümüne yaklaştı. Son verilere göre Mars’ta kar yağdığı de oluyor.

Rusya’nın Ay ile ilgili incelemeler programı da aynı derecede ilginçtir. Planlandığına göre 2015-te Ay yolunu tutacak “Luna-Glob” uzay aracı Ayın az incelenmiş kutuplarında incelemeler gerçekleştirmek olanağını verecek ve Ay’a yeni insanlı uçuşlara hazırlıklar yapılmasına yardım edecek. En önemlisi “Luna-Glob” Ay’daki helyum-3 rezervlerini değerlendirmek olanağını sağlayacak. Helyum-3 gerçekte geleceğin termonükleer yakıtıdır Bir ton helyum-3, 20 milyon ton petrolün yerini alabilir. Böylelikle Ay, çok önemli bir stratejik nesne haline geliyor. Londra’da çıkan Times gazetesinin geçenlerde bildirdiğine göre Çinli bilim adamları hatta Ay’da helyum-3 çıkarımını yola konularak Çin ekonomisinin enerji ihtiyaçlarının karşılanması ve helyum-3’ün dünyada yeni bir kuşak termonükeer reaktörler için yakıt olarak kullanılması olasılığı konusunda araştırmalar yapıyorlar.

Rusya Bilimler Akademisi Uzay İncelemeleri Enstitüsü müdürü Lev Zelenıy şu kanıdadır: Ayda insanın uğraşabileceği pekok işler var. Ayda astronomi ve radyoastronomi gözlem evleri ve uzay ışınlarının incelenmesi için özel gözlem evleri kurulabilir.

Nasa’dan Mars’a yolculuk için ‘uçan daire’ deneyi

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (Nasa), gelecekte Mars’a yapılabilecek yolculuklarda kullanılması planlanan ‘uçan dairesini’ Cumartesi günü denedi.

Uçan daire şeklindeki araç büyük bir balonla atmosfere taşındı. Aracın Mars’a yaklaşırken yavaşlamasını sağlayacak yeni tür bir paraşüt ve şişilebilir hız kesici Kevlar halkaları test edildi.

Hawaii’de yapılan deneyin, iniş sırasında paraşütün tam açılmaması dışında başarılı geçtiği ve diğer tüm malzemelerin işlevlerini tam olarak yerine getirdiği belirtildi.

NASA bu deney sayesinde, gelecek yıllarda Mars’a yapılabilecek yolculuklarda uzay aracına daha fazla ağırlık konulması gerektiğinin görüldüğünü ifade etti.

Mevcut durumda ağırlık sınırı yaklaşık bir buçuk ton olarak belirlendi.

Mars’a insanların yolculuk yapabilmesi için bu ağırlığın 10 tonu aşabileceği kaydediliyor.

Düşük Yoğunluklu Süpersonik Hız Kesici (LDSD) olarak bilinen uçan daire şeklindeki aracın fırlatıldıktan sonra Pasifik Okyanusu’na indi.

 

Uzay aracının içindeki veri kayıtlarının kurtarılabilmesi için aracın düştüğü yere araştırma ekipleri gönderildi.

Veri kayıtlarıyla beraber mühendisler, deney hakkında daha ayrıntılı bilgilere sahip olabilecek.

Şişirilebilir halka çalıştı, paraşüt ‘takıldı’

Sahadaki ve LDSD üzerindeki kameralar aracın uçuşunun büyük bir kısmını kayda geçirebildi.

Helyum balonu, Havai’nin Kauai Adası’ndaki ABD Donanması Füze Menzili Tesisi’nde yerel saatle sabah 08.40’ta fırlatıldı.

Uçan daire şeklindeki aracın yaklaşık 35 kilometre irtifaya havalanması 2 saatten uzun sürdü.

 

Daha sonra füze motoru ateşlenen araç, Mach 4 (ses hızının dört katı) süratle 50 km yüksekliğe çıktı. Mars’a yaklaşan uzay araçlarında da bu şartlar görülebilecek.

Uzay aracı yavaşlamaya başladığında, iki yeni atmosfer frenleme sistemlerinden ilkini harekete geçirdi.

İlk sistem, 6 metrelik şişirilebilir bir halka şeklindeydi. Halka, uçan dairenin çevresini genişletip sürüklenme seviyesini arttırarak yavaşlamasını hedefliyordu.

İkinci frenleme sistemi ise tam faaliyete geçemedi.

 

Yukarıdan çekilen görüntülerde, 30 metre çağındaki süpersonik paraşütün tam açılmadığı görüldü.

NASA mühendisleri bu deneyle elde edecekleri verilerle LDSD teknolojilerinin doğru çalışıp çalışmadığına dair incelemelerde bulunabileceklerini ifade etmişti.

Araştırmacılar, gelecek sene Hawaii’ye dönüp iki uçuş deneyi daha yapmayı planlıyor.http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler

Uzay Resimleri(Sky pictures)

Photographer Gavin Heffernan sent these gorgeous photos to us and shared some information about where and how they were taken:

These are a compilation of some epic night and day shoots at Arizona’s Grand Canyon National Park and also Monument Valley Navajo Park. I was in the area as an “artist in residence” at Northern Arizona University, talking to the photography students about my experiences with timelapsing, etc., and we also embarked on some shooting adventures. Though the conditions were intense, the storms parted to reveal some incredible night sky milk ways and meteors — as well as some perfect, clear skies for more “star trails” experimentation.

This was also my first opportunity to collaborate with old friend and former American Film Institute classmate Harun Mehmedinović, an incredibly accomplished photographer and now one of the professors at NAU. His passion and artists’ eye really elevated the quality of the material in a big way.