Çin, “uzay” keşfine sahip ülkeler arasında yer aldı ..

Çin, “uzay” keşfine sahip ülkeler arasında yer aldı

19 ağustosta Çin’in “Taiyuan” kozmodromundan yörüngeye Yeri uzaktan zondalama uydusu çıkarıldı.

Çin uzaycılık sanayi tarihinde ilk kez elektro-optik gözetim sisteminde tek-metre çözünürlük elde etmeye muvaffak olundu. Böylece Çin, yüksek çözünürlüğe sahip elektro-optik keşif uyduları başlı başına üreten sayıca az ülke arasında yer aldı.

Elbette ki şu anda Çin, uzay keşfi alanında liderlikten henüz üzukta. Tek-metre çözünürlüğü, 2006’da yörüngeye çıkarılan Rusya sivil “Resurs-DK1” uydusu için açıklanmıştı. Rusya askeri “Persona” keşif uydularının özellikleri hiç bir zaman resmen açıklanmadı. Fakat elde olan değerlendirmelere göre, çözünürlüğü daha yüksektir (30 sm kadar). Dünya lideri olan ABD uydularının çözünürlüğü 5 pus’tan (12,7 sm) daha az. Fakat çoğu askeri ve halk ekonomisi görevlerinin çözümü için böyle bir çözünürlüğe bile ihtiyaç yok.

Yeni düzeye çıkış, Çin silahlı kuvvetlerinin olanaklarını gözle görülür derecede arttıracağı güçlü uzay keşif sistemini artık kurabileceği anlamına geliyor. Nitelikleri açısından bu sistem Amerikanınkinden geride kalıyor. Fakat ÇHKO hareketlerine enformasyon sağlanmasıyla ilgili görevlerin çoğu için bu olanaklar yeterli sayılabilir. Uydu keşif verilerinin işlenmesi için ordu birliklerine gereken sayıda donatım sağlanması halinde, söz konusunun uzak bir perspektifte enformasyon alanında Amerika’dan geri kalmışlığının önemli derecede azaltılması olabilecek.

Halihazırda Çin, olası rakibin keşif, iletişim ve yönetim araçlarındaki üstünlüğünü uyduları ile ağ altyapısına darbe indirme sayesinde etkisiz hale getirmeye hazırlanıyor. Anti-uydu silahın meydana getirilmesiyle ilgili Çin programları, her halde, dünyada en kapsamlı ve teknik açıdan çok gelişmiştir. Uzak bir perspektifte ÇHC’nin, küçük olmasına rağmen, darbe araçlarında üstünlükle birlikte uzayda Amerikanınkilerle kıyaslanabilecek keşif olanaklarına kavuşması halinde, güç dengesi gözle görülür derecede Çin lehine değişecektir.

Keşif uydularının enformasyonu, müteffik ve ortaklara gizli, fakat etkili destek göstermeye olanak sağlayarak dış politika aracı olabilecek. Örneğin, Sovyetler Birliği 1982’de Falkland Adaları savaşı sırasında uzay fotograflarıyla Arjantin’e gizli olarak yardımda bulundu. Fakat Çin’in yeni keşif olanakları, artık mevcut olan orta menzilli balistik ve kanatlı füzelerin güçlü arsenali ile birlikte büyük önem taşıyabilecek. Balistik ve orta menzilli kanatlı füzeler, Asya Pasifik bölgesinde bulunan hedefleri yüksek dakiklikle isabet edebilecek.

Ukrayna’da krizin başlamasından sonra Rusya Çin ile uzay alanında işbirliğinin arttırılmasına ilgi göstermeye başladı. Bununla birlikte, taraflar arasında siyasi ve askeri güven düzeyinin artmasından söz edilebilir. Uzay keşfi sistemlerinin kurulması ve işletilmesi alanındaki işbirliği, iki ülke silahlı kuvvetlerinin potansyelini önemli derecede arttırarak işbirliğinin en verimli yönlerinden biri haline gelebilecek.

Roskosmos Ay keşif üssünün yapımına 2018’de başlıyor

Roskosmos Ay keşif üssünün yapımına 2018’de başlıyor

İzvestiya gazetesinin Roskosmos tarafından hazırlanan ve 2015 ila 2026 yıllarını kapsayan Federal Uzay Programı’nı kaynak göstererek geçtiği haberde, Rusya’nın Ay’da kurmayı planladığı üssün yapımı için gerekli teçhizat ve malzemelerin üretimine 2018 yılında başlanacağı belirtildi.

Söz konusu programın Ay’a yapılacak pilotlu uçuşların esaslarını düzenleyen kısmı, Ay’da inşa edilmesi planlanan üsle ilgili mimari ve teknik kararların alınmasına yardımcı olması maksadıyla Dünya üzerinde 4 modüllü (yaşam, laboratuar, enerji ve modernize bağlantı) bir prototip Ay üssünün inşa edilmesini de öngörüyor. İlgili proje kapsamında üste kullanılmak üzere özel bir mobil vincin yanı sıra, keşif ve kablo döşeme faaliyetleri için greyder, ekskavatör ve mobil bir robot da imal edilecek.

İzavestiya gazetesinin aktardığı bilgilere göre, kurulması planlanan Ay üssüne ilişkin bilimsel-araştırma ve tasarım-geliştirme çalışmaları 2018’den itibaren finanse edilmeye başlanacak. Roskosmos söz konusu faaliyetlerin tamamı için 2025 yılına kadar olan dönemde 10,37 milyar rublelik (yaklaşık 284,5 milyon dolar) bir kaynak talep ediyor.

Rusya Mars’ta incelemelere başlayacak

Rusya Mars’ta incelemelere başlayacak

Rusyalı bilim adamları Mars’ın yüzeyini incelemek ve Ay’da gelecekte petrol yerine kullanılacak helyum-3 rezervlerini değerlendirmek niyetindeler.

Uzay incelemeleri Komitesinin Moskova’da düzenlenen ve 2 bini aşkın meşhur bilginin katıldığı 40. Konferansında ilgili incelemeler hakkında detayle bilgiler açıklandı.

Konferansa katılanlar şu fikirde birleştiler. Uzay zaman geçtikçe bize daha yakın oluyor. Uzay incelemeleri ortak çabalarla gerçekleştirilmelidir.

Rusyalı ve Avrupalı bilim adamlarının ortak projesi olan “Ekzo-Mars” belki şu sorunun cevabının bulunmasına yardım edecek: Mars’ta hayat var mı ya da var mıydı? 2016’da Mars’a doğru atılacak yörünge aracı Mars’ın atmosferinde metan’ın nasıl oluştuğunu belirlemek olanağını vererek “Rover” adlı yeni bir Mars robotu için iniş yerini seçecek. Rusya Bilimler Akademisi Uzay incelemeleri Enstitüsü gezegenler fiziği bölümü şefi Oleg Korablyov’un anlattığına göre “Rover” in prensip özelliği var. Bu Mars robotu güçlü bir sondaj aygıtı ile donatıldı. I metreyi aşkın derinlikte hayatın her hangi izlerini bulmak şansı artmaktadır. NASA tarafından Mars’a atılan “Curiozsity” uzay aracında bulunan Rus aygıtı, Mars’ta daha büyük derinlikte toprakta su ve buz oranının arttığını gösterdi. Böylelikle insanlık Mars’ın sırlarının çözümüne yaklaştı. Son verilere göre Mars’ta kar yağdığı de oluyor.

Rusya’nın Ay ile ilgili incelemeler programı da aynı derecede ilginçtir. Planlandığına göre 2015-te Ay yolunu tutacak “Luna-Glob” uzay aracı Ayın az incelenmiş kutuplarında incelemeler gerçekleştirmek olanağını verecek ve Ay’a yeni insanlı uçuşlara hazırlıklar yapılmasına yardım edecek. En önemlisi “Luna-Glob” Ay’daki helyum-3 rezervlerini değerlendirmek olanağını sağlayacak. Helyum-3 gerçekte geleceğin termonükleer yakıtıdır Bir ton helyum-3, 20 milyon ton petrolün yerini alabilir. Böylelikle Ay, çok önemli bir stratejik nesne haline geliyor. Londra’da çıkan Times gazetesinin geçenlerde bildirdiğine göre Çinli bilim adamları hatta Ay’da helyum-3 çıkarımını yola konularak Çin ekonomisinin enerji ihtiyaçlarının karşılanması ve helyum-3’ün dünyada yeni bir kuşak termonükeer reaktörler için yakıt olarak kullanılması olasılığı konusunda araştırmalar yapıyorlar.

Rusya Bilimler Akademisi Uzay İncelemeleri Enstitüsü müdürü Lev Zelenıy şu kanıdadır: Ayda insanın uğraşabileceği pekok işler var. Ayda astronomi ve radyoastronomi gözlem evleri ve uzay ışınlarının incelenmesi için özel gözlem evleri kurulabilir.

Nasa’dan Mars’a yolculuk için ‘uçan daire’ deneyi

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (Nasa), gelecekte Mars’a yapılabilecek yolculuklarda kullanılması planlanan ‘uçan dairesini’ Cumartesi günü denedi.

Uçan daire şeklindeki araç büyük bir balonla atmosfere taşındı. Aracın Mars’a yaklaşırken yavaşlamasını sağlayacak yeni tür bir paraşüt ve şişilebilir hız kesici Kevlar halkaları test edildi.

Hawaii’de yapılan deneyin, iniş sırasında paraşütün tam açılmaması dışında başarılı geçtiği ve diğer tüm malzemelerin işlevlerini tam olarak yerine getirdiği belirtildi.

NASA bu deney sayesinde, gelecek yıllarda Mars’a yapılabilecek yolculuklarda uzay aracına daha fazla ağırlık konulması gerektiğinin görüldüğünü ifade etti.

Mevcut durumda ağırlık sınırı yaklaşık bir buçuk ton olarak belirlendi.

Mars’a insanların yolculuk yapabilmesi için bu ağırlığın 10 tonu aşabileceği kaydediliyor.

Düşük Yoğunluklu Süpersonik Hız Kesici (LDSD) olarak bilinen uçan daire şeklindeki aracın fırlatıldıktan sonra Pasifik Okyanusu’na indi.

 

Uzay aracının içindeki veri kayıtlarının kurtarılabilmesi için aracın düştüğü yere araştırma ekipleri gönderildi.

Veri kayıtlarıyla beraber mühendisler, deney hakkında daha ayrıntılı bilgilere sahip olabilecek.

Şişirilebilir halka çalıştı, paraşüt ‘takıldı’

Sahadaki ve LDSD üzerindeki kameralar aracın uçuşunun büyük bir kısmını kayda geçirebildi.

Helyum balonu, Havai’nin Kauai Adası’ndaki ABD Donanması Füze Menzili Tesisi’nde yerel saatle sabah 08.40’ta fırlatıldı.

Uçan daire şeklindeki aracın yaklaşık 35 kilometre irtifaya havalanması 2 saatten uzun sürdü.

 

Daha sonra füze motoru ateşlenen araç, Mach 4 (ses hızının dört katı) süratle 50 km yüksekliğe çıktı. Mars’a yaklaşan uzay araçlarında da bu şartlar görülebilecek.

Uzay aracı yavaşlamaya başladığında, iki yeni atmosfer frenleme sistemlerinden ilkini harekete geçirdi.

İlk sistem, 6 metrelik şişirilebilir bir halka şeklindeydi. Halka, uçan dairenin çevresini genişletip sürüklenme seviyesini arttırarak yavaşlamasını hedefliyordu.

İkinci frenleme sistemi ise tam faaliyete geçemedi.

 

Yukarıdan çekilen görüntülerde, 30 metre çağındaki süpersonik paraşütün tam açılmadığı görüldü.

NASA mühendisleri bu deneyle elde edecekleri verilerle LDSD teknolojilerinin doğru çalışıp çalışmadığına dair incelemelerde bulunabileceklerini ifade etmişti.

Araştırmacılar, gelecek sene Hawaii’ye dönüp iki uçuş deneyi daha yapmayı planlıyor.http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler

Uzay Resimleri(Sky pictures)

Photographer Gavin Heffernan sent these gorgeous photos to us and shared some information about where and how they were taken:

These are a compilation of some epic night and day shoots at Arizona’s Grand Canyon National Park and also Monument Valley Navajo Park. I was in the area as an “artist in residence” at Northern Arizona University, talking to the photography students about my experiences with timelapsing, etc., and we also embarked on some shooting adventures. Though the conditions were intense, the storms parted to reveal some incredible night sky milk ways and meteors — as well as some perfect, clear skies for more “star trails” experimentation.

This was also my first opportunity to collaborate with old friend and former American Film Institute classmate Harun Mehmedinović, an incredibly accomplished photographer and now one of the professors at NAU. His passion and artists’ eye really elevated the quality of the material in a big way.

Buzullar eriyince nereler sular altında kalacak?

Buzullar eriyince nereler sular altında kalacak?

Bilim insanları, eriyen buzulların çok sayıda ülke için büyük felaketleri getireceğini iddia ediyor. Bu değişim Türkiye’yi de vuracak

Hızla ısınan atmosfer, ozon tabakasındaki delikler, buzulların erimesi, insanlık tarihi için yeni bir başlangıç mı olacak? Bilim adamları bu soruların cevaplarını ararken insan kaynaklı küresel ısınmanın devam etmesi durumunda kutuplardaki buzulların erimesi yüzünden 2100 yılına kadar deniz seviyesinde 80cm yükselme olacağı konusunda uyarıda bulundu. Buzulların erimesi durumunda özellikle Marmara Denizi yükselecek ve İstanbul’un güney kıyıları sulara gömülecek.

Dünyadaki denizler 1880 yılından bu yana 20 cm yükselmiş durumda. Bilim adamları insanların sebep olduğunu iddia ettiği küresel ısınma nedeniyle kutuplardaki buzulların erimesi sonucu denizlerde 80cm yükselme olacağı ve karaların bildiğimiz şekillerinin bozulacağı konusunda uyarıda bulundu. Bunun üzerine Slovakyalı amatör grafik tasarımcısı Martin Vargic sular 80 cm yükseldiğinde dünyanın ne durumda olacağına dair bir harita hazırladı.

Senaryonun gerçekleşmesi durumunda en ağır hasarı Londra, Amsterdam ve Berlin alıyor, zira bu şehirler tamamen su seviyesinin altında kalarak yok olacak. Avustralya’nın büyük bölümü suların altında kalacak ve devasa bataklıklar ortaya çıkacak. Güney Amerika’da ise Amazon ormanlarının neredeyse tamamı suların altında kalarak Amazon Denizi’ne dönüşecek.

Türkiye’de buzulların erimesi durumunda toprakları suların altında kalacak ülkelerden. Buzulların erimesi durumunda özellikle Marmara Denizi yükselecek ve İstanbul’un güney kıyıları sulara gömülecek. Bunun dışında Karadeniz’in Orta Karadeniz Bölümünde ve Ege Kıyılarında da kayıplar oluşacak.

Grafik tasarımcısı Vargic yaptığı açıklamada, “Yapılan çalışmalar kutuplardaki buzulların erimesi sonucunda deniz seviyesini 80-100 metre yükseltebilecek miktarda olduğunu gösteriyor. Böyle bir durumun gerçekleşmesi bütün uygarlık ve dünya biyosferi için büyük bir felaket anlamına geliyor” dedi.

Dünya nüfusunun yüzde 75’inden fazlası deniz seviyesinin 100 metre altında yaşıyor. Bilim adamları küresel ısınma devam ederse hava durumunda ciddi değişikler olacağı, kasırga, tayfun ve devasa su baskınları gibi felaketlerin daha büyük ölçeklerde ve sıklaşacağı konusunda uyarıda bulunuyor.

Vargic ayrıca “Bu durumun biz hayatta iken olması pek mümkün değil çünkü iklim değişimleri kısa sürede olabilecek bir şey değil. Ama CO2 (karbondioksit) salınımını global olarak minimuma indirmediğimiz takdirde 2100 yılında dünya ısısı 4°C’den fazla artacak ve buda buzulların erimesine sebep olacak. Bu durum dünyanın bildiğimiz şekliyle kalmayacağı anlamına geliyor” şeklinde konuştu.

ABD Çevre Koruma Ajansı’nın hazırladığı rapora göre geçtiğimiz yüzyılda deniz seviyesi 18cm kadar arttı. Bunun sebebinin ise dünya ısısının 0,5°C ısınmasından ötürü olduğunu açıkladı.(İHA)

Dünyanın ateşi yükseliyor

Dünyanın ateşi yükseliyorİklim değişikliğiyle ilgili en yetkin kurum olan BM-IPCC’nin hazırladığı rapora göre, iklim değişikliğinin başlıca nedeni, yüzde 95 oranında insan kaynaklı sera gazı emisyonu… 

HABER MERKEZİ
Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği Başkanı ve Adnan Menderes Üniversitesi Nazilli İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Etem Karakaya, geçtiğimiz günlerde açıklanan BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), 5. Değerlendirme Raporu’nda giderek dünyayı tehdit eden iklim değişikliği ile mücadele kapsamında “yenilenebilir enerji, nükleer ve karbon tutma ve yakalama teknolojisi ile çalışan fosil yakıt temelli santrallere yönelik yatırımın üç kat artırılması gerektiğinin” vurgulandığını kaydetti. İklim değişikliğinin nedenleri, etkileri ve çözüm yollarının binlerce uluslararası nitelikte akademisyen tarafından tartışıldığı ve her 6 yılda bir konuyla ilgili raporların hazırlandığı BM-IPCC, kısa süre önce açıkladığı 5. Değerlendirme Raporu’nda çarpıcı sonuçları gözler önüne serdi. İklim değişikliğiyle ilgili en yetkin bilimsel otorite olarak kabul edilen IPCC’nin hazırladığı rapora göre iklim değişikliğinin başlıca nedeni, yüzde 95 oranında insan kaynaklı sera gazı emisyonu… Raporun sonuçlarına göre, yaşanabilir bir gelecek için şimdiden yaklaşık 1 santigrat dereceye ulaşan yerkürenin sıcaklık artışının azami 2 santigrat derece seviyesinin altında kalmasını sağlamak ve ülkelerin sera gazı emisyonlarının azaltılması konusunda acil önlemler alması gerekiyor.Yeni Mesaj

Jüpiter’in en büyük uydusunun haritası çıkarıldı

Amerikalı astronomlar, Jüpiter’in en büyük uydusu Ganymede’nin eksiksiz haritasını çıkardı. Yapılan çalışmayla ilk kez Asteroit Kuşağı’nın ötesinde yer alan bir gezegenin uydusunun yüzeyinin küresel ölçekteki eksiksiz jeolojik haritası çıkarılmış oldu.

 

NASA’ya ait uzay araçları Galileo ile Voyager 1 ve Voyager 2’nin çektiği en iyi görüntülerin bir araya getirilmesiyle çıkarılan harita, teknik olarak Ganymede’nin yüzeyinin çeşitli jeolojik özelliklerini resimliyor. Harita, Güneş Sistemi’nin tarihi gelişimi boyunca oluşumu ve evrimi süren uydunun jeolojik özelliklerini ayrıntılı olarak gösteriyor.

Bu özellikler, Ganymede’nin iç yapısının evriminin yanı sıra uydunun yüzeyine gömülü durumdaki yapıların evrimine ışık tutuyor. Haritada yer alan jeolojik özellikler, Ganymede’nin, yakınındaki diğer Jüpiter uyduları olan “lo”, “Europa” ve “Callisto” ile arasındaki dinamik etkileşimlere ilişkin de bilgiler veriyor. ABD’deki Johns Hopkins Üniversitesi Uygulamalı Fizik Laboratuvarı’nın internet sitesinde yer alan bilgiye göre, kurumun bilim uzmanı ve gezegen bilimci Wes Patterson ile Wheaton College yüksekokulundan Geoffrey Collins’in başkanlığındaki bilim ekibi tarafından hazırlanan harita, ABD Jeolojik Araştırma Kurumu tarafından yayımlandı.
 Petterson, çalışmalarına ilişkin yaptığı açıklamada, “Ganymede’nin yüzeyinin tamamını haritalandırmamız sayesinde, bu, gerçekten de benzersiz uydunun oluşumu ve evrimine ilişkin bilimsel sorulara daha eksiksiz cevaplar verebileceğiz” dedi. Ganymede’nin özellikleri İlk kez ünlü İtalyan astronom Galileo Galilei tarafından 1610’da keşfedilen buzlarla kaplı Ganymede, Jüpiter’in yanı sıra Güneş Sistemi’nin de en büyük uydusu olma özelliğini taşıyor. Jüpiter’in varlığı teyit edilen 67 uydusundan 7’ncisi olan Ganymede 5262 kilometrelik bir çapa sahip.
Ganymede, bu büyüklüğüyle Güneş Sistemi’ndeki Merkür ve cüce gezegen Plüton’u geride bırakıyor. Ganymede’nin bir diğer özelliğiyse Güneş Sistemi’nde yer alan uydular arasında kendi manyetosferi olan tek uydu olması. Bu, Ganymede’nin, içinde barındırdığı elektrik yüklü parçacıkları kontrol eden bir manyetik alana sahip olduğu anlamına geliyor.